







Dişilerde Canlı Ağırlık 50-60 kg
Erkeklerde Canlı Ağırlık 90-130 kg iyi bakıldığında 140 kg
Halep Keçisi Erkek Çebiç Et Randımanı %52
Halep Keçileri et verimi boer keçilerinden daha yüksektir.Hindistan halep teke spermasıyla boer keçilerini suni tohumlama yapmaktadır.O nedenle halep keçisi Dünyanın en ünlü et keçisi boerleri geride bırakmıştır.Halep keçisi fiyatları Ülkemizde ve Dünya'da hızla yükselmektedir.
Halep Keçisinde Suni Tohumlamaya Şimdilik Lüzum Yoktur.Çünkü Halep Keçisi Saf Bir Keçi Irkıdır.Saanen Keçisi Gibi Melez(kırma) Değildir.
Oğlak Doğum Ağırlığı (üçüz-ikiz oğlak ) 3.5 - 5.5 kg
Dört Aylık Dişi Oğlak Canlı Ağırlığı 30-32 kg
Dört Aylık Erkek Oğlak Canlı Ağırlığı 35 kg
Oğlaklarda Günlük Canlı Ağırlık Artışı 200-300 gr
Laktasyon Süt Verimi 700-1000-seleksiyonda 1500 kg
280 günlük ortalama süt verimi 3 - 6 kg yer yer 8.5 kg dünya şampiyonu halep keçisi 12 kg süt vermektedir.
Laktasyon(sağım)Süresi 280-300 gün
Sütte Yağ Oranı %3.5-4.0
Bir Doğumdaki Oğlak Sayısı 2,2 - 2.5
İlk Doğumda oğlak sayısı 1.5-1.7
Gebelik Süresi 5 ay yaklaşık 150-155 gün
Halep Keçilerinde çiftleşme- halep keçileri hemen hemen her mevsim çiftleşebilir.Yaklaşık 12 ayın 10 ayında çiftleşir,mayıs - temuz ayları arası hariç.Halep Keçisi her mevsim çiftleşme yeteneği olan bir süt keçisi ırkıdır.
Çoğunlukla Bulunduğu Bölge - Çukurova Bölgesi
Dünyada Halep Keçisi Talep Durumu - Yoğun Talep Görmektedir.
Halep Keçisi Ne yer ? Arpa ezmesi,keçi süt yemi,mercimeksamanı,kuruot,yaprak,çalı,caramba mix ve flora k yem bitkilerini severek yer.Halep Keçisi Ne Kadar Yem Yer ? En fazla 1 kg yiyebilir.Halep keçileri saanen keçileri gibi obur hayvanlar olmayıp kanaatkar keçilerdir.
Halep Keçisi Mısır Silajı Yermi ? Mısır silajı keçiler için son derece sakıncalı bir yemdir,keçilere verilmemelidir.Keçilerde yavru atma ve telefatlara neden olur.Mısır silajı içinde zararlı bakteriler gelişir.
Yeşil arpa hasılının bir besleyiçiliği yoktur halep keçisi ve diğer keçi ırklarına,küçükbaş hayvancılığa ve büyükbaş hayvancılığa bir katkısı yoktur.Arpa hasılının enerji,protein,vitamin,minarel madde ve kuru madde değerleri çok düşüktür.Enerjiyle kapalı makinalarda üretilen gasilmatik sisteminden elde edilen yeşil arpanın hayvanda kardan çok zararı vardır.Sekizyüz bin kilometre kareye yakın büyüklüğü olan bir ülkede tarlaları bırakıp,sözüm ona makinalarda yeşil arpa yetiştirmeyi tavsiye etmek,deli saçması bir uygulamadır,Türk Çiftçisi'nin zekasıyla alay etmek demektir.
Halep Keçisi 8 ayda bir doğum yapabilir.Yani 2 yılda 3 doğum yaptırılabilinir.Ama doğru olan keçileri yılda bir doğum yaptırmaktır.Bu kural tüm keçiler için gecerlidir.Sekiz ayda bir doğum keçileri aşırı yıpratır ve süt kaybına yol acar.Hiç bir keçi ırkı 6 ayda bir doğum yapamaz. Yine çebiçleri 1.5 yaşından daha erken çiftleştirmemek gerekir.Aksi takdirde keçilerin boyu küçük kalır,hayat boyu daha az süt,et ve yavru verir.
Türkiye'nin her yerinde halep keçisi çiftliklerinin kurulmasında iklimsel bir engel yoktur.Halep keçisi almak istiyorum diye halep keçi yatırımcıları bizi aramaktadırlar.Artık halep keçisi yetiştirme kültürü hızla ülke geneline yayılmaktadır.

Yukardaki resimde çiftlikteki halep keçisi etci erkek çebiçlerimiz görülmektedir.


Halep Keçisi(Şam Keçisi,Şami,Damaskus Keçisi) Halep Keçi Irkı öncelikle Türkiye,Suriye,Lübnan,Arap ülkeleri,Kıbrıs ve Türkiye’de yetiştirilir.Son yıllarda Dünya'da 30 dan fazla ülkede aktif halep keçi yetiştiriçiliğine başlanmıştır.

Halep(şami) keçilerinde meme gövdeye sıkıca bağlanmıştır.Elle sağıma ve makinalı sağıma uygun yapıdadır.Halep Keçisi süt verimi çok yüksektir.Adeta halep (şami) keçisi küçük bir süt fabrikasıdır.

Aşagıdaki haritada Halep(Damaskus) Keçisinin,coğrafi olarak tarihte ilk ortaya çıkdığı bölgeler gösterilmiştir.Buradan Dünya'ya yayılmıştır.

Tarihte Damaskus(Halep) Keçilerinin Türkiyede,Doğu Akdeniz'den Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne,oradan tüm Toros Dağları boyunca Eğe Bölgesine kadar yaygın yetiştiriçiliği yapılmıştır.Yüksek et ve süt verimine sahip Halep Keçisi Ülkemizde en çok aranılan süt keçisi ve et keçisi olmuştur.Son yıllarda Halep Keçisi yetiştiriçiliği Ülke geneline hızla yayılmaktadır.
Yabancı keçi politikası(saanen keçisi) iflas etmiş,yerini Milli Keçilere bilhassa Halep Keçisine bırakmıştır.Halep Keçisiyle ilgili büyüklerimizin bize anlattıkları hep güzel anıları vardır.Anadolu'da Milli bir keçi beslerken iflas etmiş tek bir çiftçi bulamazsınız ama,ecnebi keçisi(saanen)beslemeye çalışırken iflas etmiş sayısız insanımızın hazin öykülerini bilmeyen yoktur.Türk'e Ata'sından miras kalmış halep keçisi ve diğer keçilerimiz birer hazine değerindedir.Keşke zenginliklerimizin kıymetini kaybetmeden bilebilsek!!!

Türkiye'nin en soğuk yerlerinden biri olan Sivas,Erzurum ve Kars ayrıca en sıcak vilayetlerimizden olan Adana'da hiç zorlanmadan uyum sağlaya bilmektedir.Halep Keçisi Toros Dağları ve Amanos Dağları'nın karla kaplı sırtlarından,Çukurova'nın düz arazilerinde,Ege ve İçanadolu Bölgesinin bozkırlarında ne bulursa yiyen kanatkar bir süt keçisidir.Şami(şam) Keçisi bozuk meralarda dikenlerle dahi beslenebilir.

Halep keçilerini anız tarlalarında ekonomik olarak beslemek mümkündür..

Keçiler susuzluğa deveden sonra en dayanıklı hayvanlardır,ve günde 10 litre su içebilirler.Halep (Şami) Keçileri Dünyada susuzluğa en dayanıklı,bir kaç keçi ırkından birisidir

Halep Keçileri Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına karşın diğer keçi ırklarına karşın 2 kat daha fazla zırhla donatılmıştır.Kısa sürede değişen sert meterolojik hava koşullarına çok iyi uyum sağlaması Şami(damascus) Keçilerini Dünyada tartışılmaz kılmaktadır.Yağmur ve soğuktan korunmada çok maharetlidir.İnsan yaşam tarzına çok hızlı uyum sağlaması Şam Keçilerini eşsiz bir ekzotik hayvan yapmaktadır.Damascus Keçileri sessiz,nazik güzel görünüşlün bir süt keçisidir.Şami Keçisini gören biri uzun süre gözlerini bu keçiden ayıramaz.Az gıda ve kötü meralarda beslenmede diğer keçi ırklarına göre büyük bir üstünlüğe sahiptir. Halep Keçileri iyi çalışan bir gıda fabrikası gibidir.Halep (Damascus) Keçileri çok amaçlı beslenen bir keçi ırkımızdır.

Halep Keçilerinde ana renk kırmızı,kahverengi,siyahtır.Bununla birlikte beyaz,gri ve bej renk değişik tonlarını her zaman görmek mümkündür.Yetiştiriçi seçtiğ tekelerle sürü rengini istediği yöne doğru doğan oğlaklar üzerinde yönlendirebilir.

Halep keçi ve tekeleri sakin huylu asil hayvanlardır.İnsanlara zarar vermezler.Çok yüksek çanlı ağırlığa(130-140 kg) ulaşırlar.Et randımanları (%52) yüksektir.

Ülkemizde keçi eti tüketimi daha çok Muğla'dan Mardin'e kadar Toros Dağları'nın güney yüzündeki şehirlerde olmaktadır.Keçi besiçiliğinde,erkek besi çebiç ve tekelerin en kolay değerlendirme yöntemi kurbanda güney vilayetlerimize getirerek satmaktır.Dünyada keçi eti koyun etinin 1 kaç katı daha pahalı satılırken Ülkemizde koyun eti fiyatına satılmaktadır.Keçi eti yenmesi insanda rahatsızlık yapar yalanıyla Türk Milleti bilinçli olarak en kıymetli besininden mahrum bırakılmıştır.Ecnebinin hormonlu ithal sığır etlerini insanımıza yedirilmiştir.Halbuki Türklerin en temel besinini,keçi ürünleri oluşturmaktadır.Hep birlikte sağlıklı dengeli beslenmek için keçi eti,keçi peyniri ve keçi sütü tüketmeye başlayalım !!!

Damaskus Keçileri uzun yürüyüşlere son derece dayanıklı bir keçi ırkıdır.Arazide Halep Keçisi otlatan çobanlarıların mutlaka merkepleri vardır.Damascus Keçilerinin güdümünü genelde merkep ve atla yapmaktadırlar.

Damascus (şami) keçileri çölde dikenlerle bile beslenebilen dünyanın en kanaatkar keçileridir.Halep keçisine tüm Dünya'da ve Ülkemizde büyük bir talep vardır.

Satılık Halep(Şami,Damascus,Şam,Damascene) Keçisi arayan çok sayıda çiftçi keçi yatırmlarını hızla hayata geçirmeye çalışmaktadırlar.

Çöl ikliminde bile hayatta kalabilen Dünya'nın en seçkin süt keçileridir.Hatırlanacağı üzeri çöl,gündüz aşırı sıcaktır,gece de aşırı soğuktur.O nedenle Doğu Anadolu Bölgesinde sorunsuz yetiştiriçiliği yapılabilmektedir.Halep Keçisi(Şam Keçisi) her tür iklim ve arazi yapısında yetiştiriçiliği yapılabilmektedir.

Halep Keçilerinin hem deniz seviyesinde,hem de karlı dağlarda rahatlıkla yetiştiriçiliği yapılmaktadır.Kışın Şami Keçisinin kılları arasında soğuktan koruyan kaşmir(yün vari) tabakası gelişir.Kaşmir halep keçinin soğuk iklimlerde zorlanmadan hayatta kalmasını sağlar.Ayrıca ilkbaharda kaşmir,kıllar taranarak kaşmir alıcılarına iyi bir fiyata satılabilinir.Yine şam(şami) keçisinin kılları yazın kırkım makinalarıyla kırkılarak kıl dokuma tezgahlarına satılır.Halep keçileri kırkılmazsa kendi kendine kıllarını atarak yeni bir gömleğe bürünür.

Şam(şami-halep) keçileri kayalık ve sarp arazilerde zorlanmadan otlayabilirler.


Halep Keçileri sıcak ve soğuk bölgelerde sorunsuz beslenir.Bununla beraber her bölgeye uyum sağlama yeteneği vardır.

Atalarımız Orta Doğununun dumanla kaplı dağlarında tarihte yaygın olarak Şam (Halep Keçileri) Keçileri beslemişlerdir.Bu keçilerin tiçaretini geçmişte Halep'li,Şam'lı tüçcarlar yaptığından ismi Şam,Halep,Şami Keçisi kalmıştır.Halep Keçisi Suriye ve diğer bazı ülkelerde de yetiştirilmekle beraber özbe öz Türk Milli Keçi Irkıdır.Damascus(Halep) Keçisinin asıl gen kaynagı Türkiye'dedir.En yüksek verimli Halep Keçileri Türkiye'de yetiştirilmektedir.Suriye ve diğer arap ülkelerinde yetiştirilen halep(şami) keçileri verim yönünden Türk Halep Keçisine göre oldukca düşüktür.Tarım Bakanlığı'mızın sıkı aşı politikasıyla Türk Halep Keçisi'nde bulaşıçı hastalık riski yok denecek kadar azdır.Türk hayvan sağlığını,tehdit eden hastalıklar komşu ülkeler İran,Irak ve Suriyeden ülkemize girmektedir.O nedenle Devletimizin tavizsiz hayvan sağlığı koruma politikası takdire şayandır.Veteriner Hekim ve Veteriner Sağlık Teknisyeni- Tekniker tüm Tarım Teşkilat'ı personeli özveriyle çalışmaktadırlar.Halep(sami) keçisi talep eden ülkeler,verim ve sağlık yönünden Türkiye'yi tercih etmektedirler.

Halep keçisi köpekler gibi eğitilebilen bir hayvandır.Köpekl gibi insana kuyruk sallayarak sahibine sevgisini açık seçik belli eder.Sahibinden ilginc bir çok komut alır.Bu haliyle halep keçisine eğitilebilen tek keçi ırkı diyebiliriz.
Damascus goat yada Şam keçisi olarak bilinen kahverengi veya kırmızı renkte sütçü bir varyetesinin yanında Halep, Member yada Filistin keçisi olarak bilinen başka bir varyetesi vardır.

Şami(Damascus) Keçileri,Dünyanın bir çok ülkesinde çok aranılan bir süt keçisidir.

Yabancı ülkelerin eline geçen Halep Keçisi ticaretini tekrar ana vatanı Türkiye'ye getirmek birinci önceliğimizdir.Dünyanın bir çok ülkesinden firmamız Damascus(şami,halep) Keçi siparişi almaktadır.


Yukardaki resimde Afrika'ya götürülen Halep Keçilerimiz görülmektedir.Yaz aylarında yarı açık keçi çiftliğinde Halep (şami) Keçilerinin yetiştiriçiliğ rahatlıkla yapıla bilmektedir.Tüm keçi ırklarının yetiştiriçiliğinde temel pirensib kışın keçi ağıllarının sıcak ve kuru olmasıdır.Şami keçi,saanen keçi ve kıl keçisi başta olmak üzere keçi ırklarının tamamı soğuk ve rutubetli ağıllarda hastalanır ve yavru atarlar.Sağlıklı doğan oğlaklar sebebsiz yere telef olurlar.Telafatsız bir keçi yetiştiriçiliği için ağıl (barınak) çok önemlidir.Keçi ağılı mutlaka tavanlı ve ısı yalıtımlı olmalıdır.Keçi ırkları gece istirahat halinde üşürler.Bu nedenle ağılın sıcak olması bir zorunluluktur.Tavan yüksekliği 3 m'yi geçmemelidir.
Süt Keçisi Halepler,sakin huylu sevimli hayvanlardır.Yüksek verimli Damascus(Halep-Şami) Keçilerinde hem boynuzluluk hem de boynuzsuzluk ırk özelliğidir.Vücut uzun kıllarla kaplıdır.

Kulaklar çok uzun(27-32cm),geniş ve sarkıktır. Boyun altında genelde küpeler vardır.Sütcü karekterli bir tip yapsına sahiptir.İri cüsseli bir hayvandır.
Halep keçilerinin bazı çeşitlerinde (varyete) burun düzdür.Bazı varyelerde alt cene üst ceneden belirgin şekilde öndedir.Burun dış bükey ve uzun kıllarla kaplıdır.Bu çeşite Şami Keçi(shami,chami) denmektedir.
Sol tarafdaki resimde kulağı kesilmiş bir şami keçi görülmektedir.Bazı keçi yetiştiriçileri kulak kesmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir.
Halep Keçilerindeki siyah renk,ressesif bir gene bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
Sütcü Damascus,Şam Keçilerinin göz rengi genelde eladır.Damascus Keçileri çok güzel gözlere sahiptir.Damascene(Halep) Keçileri Dünya'nın en uysal keçisidir.Suriye(Halep) Keçilerinin sürü yönetimi kolaydır.Keçi çobanı arazide kalabalık Aleppo(Halep) Keçilerini tek başına otlatabilir.
Halep(şami) keçileri dünyada en çok et ve süt veren bir kaç keçi ırkından biridir.Türkiye'de süt veriminde Halep Keçisi birincidir.Süt ve et veriminde,yavru veriminde halep keçileri saanen keçilerine büyük fark atmaktadırlar. Hatırlanacağı üzere Türkiye'deki saanen keçilerinin tamamı kıl keçisi ve maltız (malta) keçisi melezleridir.

Damaskus Keçisine K.K.T.C'de çok önem verilmektedir.Ercan Devlet Üretme Çiftliği'nde 800 başlık ari bir Damascus Keçi sürüsü oluşturulmuştur.Halep Keçileri Kıbrıs'lı keçi yetiştiriçileri için yaşamsal bir öneme sahiptir.Yakın bir gelecekte K.K.T.C Şami(halep) Keçilerinin merkez üssü olmaya aday gözükmektedir.
Beşparmak Dağları şami(damascus) keçi yetiştiriçiliği için son derece uygun bir bitki örtüsüne sahiptir.K.K.T.C bir ada devleti olduğundan hastalıklardan ari Halep Keçileri yetiştirmek için doğal korunak oluşturmaktadır.Kıbrıslı Türk Çiftcisi'nin ürettiği Damaskus Keçilerini Türkiye'nin Dünya pazarına ulaştırması gerekmektedir.Korsan Rum Devletinin Kıbrıslı Türklere uyguladığı 30 yıllık ambargo kırılmalıdır.

Ayrıca K.K.T.C'de çok sayıda özel Halep Keçisi (shami goats) çiftlikleri kurulmuştur.K.K.T.C. Tarım Bakanlığı Halep Keçisi projesine büyük önem vermektedir.
Halep Keçisi resim galerisindeki 2009 tarihli tüm resimler,K.K.T.C deki Halep Keçisi yetiştiriçilerine ait çiftliklerde tarafımızdan çekilmiştir
Şami(halep,şam) Keçi videolar uzun olduğundan,bilgisayarınıza ilk defada yüklemede biraz zaman gecebilir.Halep Keçileri videolarında önce yürüt,sonra durdur daha sonra tekrar yürüt tuşuna basınız.şami Keçi videosu kendi kendine otomatik açılmaz.Yukardan aşağı 2. videoda bir sağımda 6 lt süt veren Damascus Keçilerini göreceksiniz.Bu arada halep Keçisi yetiştiriçilik bilgilerini okuyunuz.

Yukardaki resimde toplu halde Halep dişi çebiçler yem yerken görülmektedir.Halep Keçileri çebiçleri ilk açık kızgınlıkları 220 gün - 270 günlük iken gösterirler.

Halep Keçileri sütçü özelliğinin yanında aynı zamanda etçi özelliğe de sahiptir.Verim yönünden Şam Keçisi(Damascus Keçisi) simental inekleri gibi kombine verimli hayvanlardır.Halep Keçisi(shami goats)Dünyanın en iyi süt keçisi,aynı zamanda dünyanın en iyi et keçilerinden birisidir.
Halep Tekeler 130 kg canlı ağırlığa ulaşabilirler.Bu canlı ağırlık etçi Boer Keçisi ağırlığıdır.Bu yönüyle Damascus(Şam) Keçileri,hem sütcü,hemde etci,çift yönlü verimli(kombine) keçi ırkıdır.Keçi besiçiliği yapan,yetiştiriçiler ve kurbanlık besleyen besiçiler tarafından,Halep Keçisi erkek çebiç ve tekeleri büyük rağbet görmektedir.

Keçi eti kolesterol bakımından tavuk etinden daha düşük değere sahiptir.Halep Keçisi etinde koku ve sasılık yoktur.

Halep Keçisi eti leziz ve tüketiçiler tarafından çok rağbet görür.

Şami(shami goats) Keçilerinde ,diğer keçi ırklarında ve koyun ırklarında tekeler aynı sürüde kendi kızlarıyla kesinlikle damızlıkta (çiftleştirmede) kullanılmamalıdır.Çünkü akrabalık ırk özelliklerini bozmaktadır ve verimleri aşağıya düşürmektedir.Türkiye'de büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta ileri derecede akrabalık oluşmuştur.Buna mani olmak için başka sürülerden daha önce hiç aşımda kullanılmamış hastalık riski olmayan,en yüksek et,süt verimli ve en fazla yavru verimli hayvanların erkek yavruları damızlıkta kullanılmalıdır.
Aşağıdaki tabloda keçi etiyle,diğer hayvan etlerinin kıyaslamalı istatistik değerleri verilmiştir.
Comparison of goat meat to other meats:
From: "Use of Goat Milk and Goat Meat as Therapeutic Aids in Cardiovascular Diseases," Dr. John R. Addizzo, M.D., Staten Island Medical Center, New York. Sources: (1) USDA Handbook #8, 1989; (2) Nutritive value of foods, Home and Garden Bulletin Number 72, USDA, Washington DC, US Government Printing Office, 1981. |

Halep kebabı çok lezizdir.Kebab ustaları kasaplardan ısrarla halep keçisi çebiç etleri talep etmektedirler.Malum keçi eti kolestrol bakımından tavuk etinden daha düşüktür.Keçi eti koyun eti gibi yağlı değildir.

Son yıllarda sütçü özelliğinin öne çıkmasıyla,yetiştiriçiliği tüm yurt sathına hızla yayılmaktadır.Halep keçisi fiyatları yoğun talep nedeniyle sürekli artış göstermekte ve halep keçisi yetiştiricilerine iyi para kazandırmaktadır.
Keçi süt alkali, inek süt asidiktir. Keçi sütü düşük kolesterol ve yüksek kalsiyum, fosfor ve vitamin A içerir.

· Keçi sütü doğal homojenleştirici ve çok kolay sindirilebilir. Yağ kürecikleri küçük ve inek sütündeki gibi topak oluşturmaz. Keçi sütü 20 dakikadan daha az bir sürede sindirilir(hazmedilir). İnek sütünün sindirimi hemen hemen bir gün sürebilir.Çocuklarımızın dengeli beslenmesi açısından keçi sütünün inek sütüne karşı büyük bir üstünlüğü vardır.İnek sütüne karşı Türk çocuklarının %10'nun alerjisi vardır.İnek sütüne bağlı alerjiden bebek ölümleri meydana gelmektedir.Keçi sütünde alerjik etkenler yoktur..O nedenle her çocuk sahibi aile mutlaka çocuklarına keçi sütü içermelidir.

Halep Keçisi sütlerinde koku olmaz,bebekler ve yetişkinler tarafından severek içilir.Keçi sütü yurdumuzda 2-4 tl arasında alıcı bulmaktadır.Doğrudan,tüketiciler,dondurmacılar,pastaneciler,mandıracılar ve bebek maması imalatcıları tarafından satın alınmaktadır.

Halep Keçisi sütü yağlı bir süttür.Yağ oranı,Saanen süt yağ oranından çok daha yüksektir.Halep Keçisi sütünden,çok peynir ve tere yağ çıkar.Keçi sütünden en yüksek kazanç,keçi peyniri yapılarak elde edilmektedir.Şuan ülkemizde keçi peynirinin kg.fiyatı 20- 40 tl.dir.

Şami(Halep) süt keçilerinin kaliteli yoğurdu olur.
Yoğurtu tarihte Türkler bulmuşlardır.Atalarımızın yaptığı bu buluş,insan beslenmesinde bu güne kadar keşfidilen devrim niteliğindeki tek buluştur.Bu buluşa saygı olarak dünyanın her tarafında yoğurt,yogurt olarak isimlendirilmektedir.

Milli Keçi Irklarımız ve Halep- Şami-Şam Keçileri yaşam tarzı olarak tamamen organik üretime uygundur.Damaskus Keçileri,organik keçi yoğurtu,organik keçi sütü,organik keçi peyniri ve organik keçi eti üretimi yapacak yatırımcılar aramaktadır.

Damascus,Şami Keçilerinin sütlerinden lezzetli tere yağı,bol miktarda elde edilir.En besleyeci,en leziz süt ve yoğurt pastörize olmayan ev yapımı geleneksel olanlarıdır.

Halep Keçisi tere yağı sofraların vazgeçilmezidir.

Halep Keçileri hem uzun kulaklı,hemde kısa dürük kulaklı olabilir.


Dayanıklı ve sürü idaresi çok kolaydır.Süt kalitesi saanen keçilere göre daha iyidir.Halep(şam) Keçilerinin süt verimi Türkiye'deki mevcut saanenlerden çok daha yüksektir(1.5 - 2 kat).
Yine bir batındaki(bir doğumdaki) oğlak sayısı Saanen
Keçilerinden daha fazladır.Halep (damascus) Keçilerinde doğum başı oğlak sayısı 2.2 - 2.5 tir.İkizlik ve üçüzlük oranı çok yüksektir

Halep Keçileri üretken bir keçi ırkıdır.Türkiye'nin en fazla yavru veren keçisidir.
Halep Keçileri hastalıklara ve telefatlara karşı dayanıklı bir keçi ırkımızdır.Oğlak kayıpları saanen keçileri ve diğer süt keçilerine göre çok daha azdır.


Yukardaki resimde yeni doğum yapmış bir halep keçisi görülmektedir.Yavru zarları oğlak üzerinde belirgin şekilde gözükmektedir.İlk yarım saatte anne sütü(colostrum) yavruya zaman geçirilmeden emzirilmelidir.Oğlağın göbek bağı bağlanıp tentürdiyodla ilaçlanmalıdır.

Yukardaki resimde beşiz yavru yapmış Halep Keçisi (damascus goat) görülmektedir.Türkiye'de Şami Keçilerinde(damascus goats) bir doğumda tesbit edilen en yüksek yavru sayısı 7 adettir(7 diz).

İyi bakım besleme koşullarında Halep Keçileri yukardaki tablodaki verim değerlerinin üstünde daha yüksek verimlere ulaşmaktadır.Halep Keçileri uzun kıllara sahiptir.Meme çevresinde uzun kıllara sahip olduğu için meme büyüklüğü dışardan çok iyi anlaşılmaz.meme çevresindeki uzun kıllar memeyi dış fiziki etkilere karşı korur.Saanen Keçisi kısa kıllara sahip olduğu için arazide otlarken meme yapısı çalı ve dış etkili yaralanmalara daha açıktır.


Halep(damaskus) Keçisi uzun bacaklara ve sağlam tırnak yapısına sahiptir.


Keçiler için kuru ot tüketimi bilhassa Şami(halep) keçileri için çok önemlidir.Keçilerin geviş almaları sağlıklı olduklarının en büyük işaretidir.Uzun balyalanmış kuru ot yiyen keçi,koyun ve inekler düzenli geviş getirerek yedikleri gıdayı ete süte yapağıya dönüştürürler.Kısa toz samanı küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar geviş getiremedikleri ve sindiremedikleri için hastalanırlar.O nedenle hayvan yetiştiriçilerimiz küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarına büyük parcalı ot ve sap balyaları vermeleri hayvan sağlığı için yaşamsal bir öneme sahiptir.

Halep(şami) Keçi otcul bir keçi ırkıdır.Ormana çok fazla hüçüm etmez,ormana herhangi bir zarar vermez.Tarlayan ekilen yapay mera flora k ve caramba mix yem bitkilerinde otlatılarak masrafsız beslenebilinir.

![[02097+for+blog.jpg]](http://1.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZotk2hRmVI/AAAAAAAAAMM/RciZm9VjtPw/s1600/02097%2Bfor%2Bblog.jpg)
![[02098+for+blog.jpg]](http://3.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZothGDCIlI/AAAAAAAAAME/j6s0gpH2Tg0/s1600/02098%2Bfor%2Bblog.jpg)












| Goat Breeds Comparison | ||||||
| Goat Breed | Kacang | Jamnapari | Anglo Nubian | Saanen | Boer | Shami |
| Originated from | Malaysia/Indonesia | India | Egypt/India | Switzerland | Africa | Syria / Cyprus |
| Weight at birth | ||||||
| Male | 1.6 Kg | 3.0-4.0 kg | 3.5 kg | 3.0 kg | 3.0-4.0 kg | 4.0 kg |
| Female | 1.8 Kg | 3.0-4.0 kg | 3.9 kg | 3.3 kg | 3.0-4.0 kg | 4.0 kg |
| Weight at 4-5 months old | ||||||
| Male | 11 kg | 21 kg | NA | NA | 35 kg | 35 kg |
| Female | 07 kg | 16 kg | NA | NA | 30 kg | 30 kg |
| Weight on maturity | ||||||
| Male | 25-30 kg | 68-91 kg | 70-85 kg | 68-91 kg | 90-130 kg | 90-130 kg |
| Female | 20-25 kg | 36-63 kg | 55-70 kg | 30-63 kg | 80-100 kg | 60-90 kg |
| Height | 50-60 cm | 100 cm | 80 cm | 80-90 cm | 80 cm | 100 cm |
| Milk Production | 0.2-0.3 kg/day | 1.5 kg/day | 2.0 kg/day | 3.0-5.0 kg/day | 1.5-2.5 kg/day | 3.0-5.0 kg/day |
Yukardaki tabloda,Dünya'daki bazı önemli keçi ırklarına dayir verim değerleri verilmiştir.Kaynak Malezya Veteriner Dairesi
Halep Keçilerine ayit bazı verim değerleri aşağıda belirtilmiştir



Resimlerde bronzdan yapılmış ikiz oğlaklı Halep(Damascus Goats) Keçisi heykeli görülmektedir.

Başka milletler Halep Keçimizin heykelini dikerken bizde esamesi bile okunmamaktadır.Soruyorum kaç tane üniversitemizin çiftliklerinde Halep Keçisi,Kilis Keçisi,Honamlı Keçisi,Kıl Keçisi,Norduz Keçisi ve diğer milli keçi ırklarımız beslenmektedir? Ancak,eçnebi keçileriyle zaman harcanmak yerine,kendi milli keçilerimize sahip çıkmak daha doğru olaçaktır..Konuya duyarlı hocalarımızı ve Tarım Bakanlığı'nı,Hayvancılık Araştırma Enstitü'lerimizi bilhassa TİGEM'leri göreve davet ediyoruz.




![[0209+for+blog.jpg]](http://4.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZos8wNoSnI/AAAAAAAAAL0/4PvUFZ8cGTk/s1600/0209%2Bfor%2Bblog.jpg)
Damaskus Keçileri sakin huylu hayvanlar olduklarından sağımları çok kolaydır.Makinalı sağıma çabuk uyum sağlarlar
![[02095+for+blog.jpg]](http://1.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZos5mIuVjI/AAAAAAAAALs/YdajoX9HEao/s1600/02095%2Bfor%2Bblog.jpg)
Halep Keçileri(shami) sağım esnasında görülmektedir.
![[02092+for+blog.jpg]](http://3.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZos1LROMcI/AAAAAAAAALk/LDcnRnF3vkI/s1600/02092%2Bfor%2Bblog.jpg)
Türkiye'de son yılarda Halep Keçisi en çok aranılan süt keçisi olmuştur.
![[02093+for+blog.jpg]](http://2.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZosxW8QpqI/AAAAAAAAALc/HeM3q7jJUgM/s1600/02093%2Bfor%2Bblog.jpg)
Damascuslar her çeşit keçi sağım makinasıyla(sabit sistem veya arabalı)kolaylıkla sağılırlar.
![[02094+for+blog.jpg]](http://2.bp.blogspot.com/_HqZu0SwqTas/SZostIfFs0I/AAAAAAAAALU/t0OmzHotF_U/s1600/02094%2Bfor%2Bblog.jpg)
Şami Keçisi tam otomatik ve yarı otomatik keçi sağım makinalarıyla kolaylıkla sağımları yapılabilmektedir.

Damascus (halep) keçileri uysal olduklarından sağım anında sağımcıyı tekmelemezler.
Keçi yetiştiriçiliğinde en önemli kural keçilerin kuru temiz ağıllarda yatırılmasıdır.Aşağıdaki resimde tahta ızgaralı bir halep keçisi ağılı görülmektedir.Keçilerin dışkı ve idrarı ızgara aralığından ağıl tabanına akmaktadır.Böylece keçilerin yatakları kuru kalmaktadır.Islak barınaklar keçilerde akçiğer rahatsızlıkları için ve ağız yaraları için uygun bir ortam oluştururlar.
Growth data of Damascus Goats(shami goats):
Trait Males
Birth weight (kg) 4.7
Weaning weight (kg) 18.8
Pre-weaning (kg) 0.199
15 week weight (kg) 29.2
Post-weaning (kg) 0.154
Yearly weight 60
Adult weight 75
Trait Females
Birth weight (kg) 4.4
Weaning weight (kg) 16.6
Pre-weaning (kg) 0.175
15 week weight (kg) 24.6
Post-weaning (kg) 0.118
Yearly weight 55
Adult weight 65
Trait Singles
Birth weight (kg) 5.1
Weaning weight (kg) 19.6
Pre-weaning (kg) 0.207
15 week weight (kg) 28.9
Post-weaning (kg) 0.155
Yearly weight -
Adult weight -
Trait Twins
Birth weight (kg) 4.5
Weaning weight (kg) 16.9
Pre-weaning (kg) 0.178
15 week weight (kg) 26.6
Post-weaning (kg) 0.140
Yearly weight -
Adult weight -
Trait Multiples
Birth weight (kg) 3.9
Weaning weight (kg) 15.9
Pre-weaning (kg) 0.173
15 week weight (kg) 25.3
Post-weaning (kg) 0.133
Yearly weight -
Adult weight
Adana'daki şami keçisi(şam-halep) çiftliğimize tüm keçi yetiştiriçilerimizi davet ediyorum.Keçi çiftliğinizde diğer keçi ırklarıyla melezlemeden şami keçi yetiştiriçiliğine başlamak çok kazançlı bir iştir. Et ve süt veriminde Dünya'da 1 numara olan bu keçiye (halep keçi) yatırım,projesi yapmak geleceğe yatırım yapmaktır.
Firmamızın yaptığı çalışmalar netiçesinde Milletimiz halep keçisine büyük teveçcüh göstermiştir.Bunu fırsat bilen kötü niyetli kişiler halep(şami) keçileriyle hiç bir ilgisi olmayan keçi ırklarını ve kilis keçisini,halep keçisi diye satarak çiftçilerimiz aldatılmaktadır.Bu kişilerin aldatıcı yayımlarına karşı uyanık olmalıdırlar.








-
Tarihi Uyarı!!!
| İnternet şarlatanlarının yazdıkları ucube saanen keçi efsanelerine inanmak mümkün değildir.Saanen keçisini yılda |
|||||||||||||
| iki defa doğum yaptırmadan tutunda bir sürü saçmalıkla Türk Çiftçisi'nin aklıyla alay etmektedirler. | |||||||||||||
|
Acı olan bu yıkım projesini kamuoyuna sinsice kabul ettirilip,Türk'e düşmanlığı yineTürk eliyle yaptırmaktır.Arkasından misyonerler ey Türk insanı bu gün keçiçilikten para kazanıyorsanız bunu kiliseye borçlusunuz gelin size aş iş veren kilseyi memmun edin istavroz çıkarıp hiristiyan olun demeye getirmektedirler.Keçilerinin iklimsel uyum sorunları nedeniyle çok büyük telefatlar verdiğinden,oğlak ölümlerinin ürkütücü rakamlara ulaştığından,bir çok çiftçinin oçağına incir ağacı diktiğinden niçin kimse bahsetmez ?
Unutulmamalıdır ki emperyalis batılı ülkeler sömürgeleştirdikleri ülkelerde sömürülerini perdelemek için kilise araçılığıyla keçi dağıtmaktadırlar.Yeraltı ve yerüstü tüm zenginliklerini yağmaladıkları Afrika başta olmak üzere,Dünyanın bir çok bölgesinde kirli çehrelerini şirin göstermek için keçi dağıtmayı tütsücü papazlar araçılığıyla gayet güzel başarmaktadırlar.Yaşam tarzı göçebelik olan,keçiçi Türk Milletine,papazlar saanen keçisi dağıtmaya başlamışsa,tehlikenin büyüklüğünü siz düşünün.Tereciye tere satmak hemde zehirlisinden. Tiftik keçimizi bizden alabilmek için akla hayele gelmeyen yöntemler kullanan batılı ülkeler,tiftik keçimizi götürüp Osmanlı dokuma tezgahlarını susturup iflas eden Osmanlı'yı kapitülasyonlara boyun eğdiren,Sömürgeci batılı ülkelerin,Osmanlı İmparatorluğunu nasıl yıktıkları unutulmamalıdır.Batı emperyalizmi bir keçinin arkasına saklanacak kadar korkaktır.Güçü yettiğinde Irak ve Afganistanda olduğu gibi 5 milyon müslümanı boğazlaya bilmekte,adres Mustafa Kemal Atatürk'ün Ülkesi olunca bir keçi (saanen)den medet umaçak kadar çaresizdir.Yeterki kendi güçümüzün farkına varalım. Papaz Keçisine Türk Milleti'nin ihtiyacı yoktur. Keçiçilikte Dünyada kendimize bir yer edineceksek milli keçi ırklarımızın yetiştiriçiliğini yapmaya meçburuz.Türk Milleti zeka,çeviklik ve kuvvetini yetiştirdiği keçileriyle kazanmışken,en güzel en besleyiçi gıdalarını keçiden elde etmiş,Milletimiz'i bundan mahrum etmenin altında,Türk Milletine alanen düşmanlık yatmaktadır.Devlet kurumlarımızı uyarıyoruz,hesapsız kitapsız başlattığınız keçi ırklarımızı saanenleştirme projenizin dönüşü ve telafisi mümkün değil,çok geç olmadan lütfen,bu yanlışdan vazgeçin .Yoksa neslini yok ettiğimiz,bir çok keçi ırkımızı,torunlarımıza ancak kitaplarda resmini göstermek durumunda kalacağız.
|
|||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
ŞEHİTLER |
|
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Nazım Hikmet Ran |
Kuş gribi tezgahıyla devlet eliyle tavuklarımızı diri diri yakıp kanatlı gen kaynaklarımızı yok ettiler.Bu nasıl bir iştir ,nasıl bir akıl tutulmasıdır?


Domuz gribiyle halkımızı sokaklarda maskeyle dolaşmaya zorlayanları,dağlarda keneler üzerinden Milletimize yapılan psikolojik asimetrik savaşa bakın!

Gün diriliş günüdür,gerceği görme,öze dönme günüdür.Yerli koyun-keçi ve sığır ırklarımız,tavuk gen kaynaklarımız tamamen yok olmadan çiftliklerimizde tüm Türk Hayvan yetiştiriçilerini Milli ırklarımızı beslemeye ve onlara sahip çıkmaya davet ediyorum.
Emperyalist sömürgeçi batılı tohum firmaları,halkımızın elindeki Atalarımızdan bize miras kalan sebze ve tarla bitkisi tohumlarımızı sinsice nasıl yok oluşun eşiğine getirdikleri,Türk Çiftcisi'ne nasıl kısır hibrit tohumları ekmeye mecbur ettikleri hatırdan çıkarılmamalıdır.Genetiği değiştirilmiş (GDO) tohumlarla geriye dönüşümsüz tarlalarımız kirletilmek istenmektedir.Gözü doymayan batılı tohum firmaları gıdamıza saldırmaktadırlar.Domatesin,salatalığın kavunun,karpuzun eski günlerdeki lezzetini ve burcu burcu kokusunu özlüyoruz.Lezzetinden yenmiyen mısır unu ekmeğini arıyoruz. Türk Milletinden ,önemle istirham ediyorum elinizde olan milli tohumları bir hazine gibi saklayıp koruyun.Dedelerimizden miras kalan bitki tohumlarımızı çoğaltın,birbirinizle paylaşın tarlalarınıza bu tohumları ekin.Hibrit tohumlarla yan yana yakın mesafelere ekip tozlaşmayla bozulmasına izin vermeyin.
Tohum gen kaynaklarımızı çalan,tohum toplayan yabancı ecnebi casuslarına tohumlarınızı kaptırmayın.Bilhasa Doğu Karedenizde yaşayan vatandaşlarımız İsrail'li tohum çasuslarına karşı çok dikkatli olmalıdır.Böyle bir durumda jandarma 156 ve 155 polis hattına haber verilmelidir.
Aksi takdirde Batının Genetiği değiştirilmiş(GDO'lu) tohumlarına bir servet ödeyerek fakirleşip ve toplu halde kansere yakalanacağız.Hindistan'lı 200 000 çiftçiyi batılı tohum firmalarının ifllas ettirip intihara sürükledikleri (öldürdükleri) unutulmamalıdır.Eski A.B.D Dış İşleri Bakan'ı
Henry Kissinger’ın “Petrolün kontrolüyle bütün bölge ve kıtaları, gıdanın kontrolüyle de bütün insanları kontrol edebilirsiniz'' demektedir. Her Türk evini,ambarını bir milli tohum bankası haline dönüştürmelidir.Tohum gen kaynaklarımızı ne pahasına olursa olsun korumak zorundayız.Tohumlarımızı eğer,torunlarımıza ulaştıramazsak,hazin bir son Türk Milleti'ni beklemektedir.
Yaşasın Türk Milleti,Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti,Yaşasın Kahraman Türk Ordusu,Yaşasın K.K.T.C. ve Türk Birliği !!!
Veteriner Hekim Cengiz Torun
Adana Osmaniye Kahramanmaraş Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası Eski Başkanı.



Adapazarı ilçesi Korucuk Mahallesi'nde yaşayan üç çocuk babası İlyas Can, 11 yıl önce minibüs şoförlüğünden emekli olduğunu söyledi. Emeklilikten sonra boş vakitlerini değerlendirmek için 2004 yılında hayvan yetiştiriciliğine başladığını kaydeden Can; "Yetiştiriciliğe 4 halep geçisi alarak başladım. Halep keçileri çok doğurgan. 13 ayda iki kez doğum yapan bu hayvanlar her seferinde üçüz doğuruyorlar. Sayıları 5 yılda 100'ü aştı." dedi.
Sayıları giderek artan keçilerine bakmakta zorlanınca çareyi keçileri satmakta bulduğunu ifade eden Can şunları söyledi: "Sayıları sürekli arttığı için bakmakta zorlanıyorum. Yer problemi de var. Bu nedenle keçilerin bir bölümünü satmak zorunda kaldım. Şimdi elimde 39 tane kaldı."
Üçüz oğlaklara çocukların ve ailelerin büyük ilgi gösterdiğini anlatan Can, "Bölgedeki toplu konutlarda yaşayan aileler çocuklarıyla birlikte üçüz oğlakları görmeye geliyorlar. Oğlaklar ve anneleri zaman zaman bu ilgiden yoruluyor. Aileler her sabah gelip keçi sütü alıyorlar." diye konuştu.
zaman
DÜNYANIN YENİ GÖZDESİ KEÇİ SÜTÜ VE DAMASKUSLAR
Dünyada ve Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de son birkaç yıldır keçi sütünün bilinen önemi, tekrar gündeme geldi ve özellikle Türkiye’de büyük firmalar, yeni yatırımlar yaparak pastörize keçi sütü, keçi peyniri ve özellikle keçi sütünden yapılmış dondurmaların rafları doldurmasını sağlamışlardır.
Son yılların yeni trendi olan keçi sütünün öncelikle bir faydalarına değinip neden keçi sütü sorusunu cevaplayalım. Daha sonra yurdumuzdaki keçi varlığını ve keçiciliğin durumunu gözden geçirip yüksek adaptasyon özelliği ile keçi sütü üretiminde söz sahibi olan ve saf sürülerinin bulunduğu birkaç yerden biri olduğumuz Damaskus (Şam) keçilerini inceleyelim ve önemine değinelim.
Keçi sütünün yağ ve proteinleri, inek sütünden daha ince, küçük ve yumuşak yapıdadır. Bu nedenle de sindirimi daha kolaydır. Özellikle proteinin kolay sindirilmesi bebek beslenmesinde, hastaların ve özel diyetlerin hazırlanmasında pratik öneme sahiptir. Keçi sütü bileşim açısından da bebek beslenmesi için daha uygundur. Çünkü bebeğe verilmeden önce sulandırılan keçi sütü, inek sütünden daha fazla anne sütüne benzer yapıdadır.
Besinler içerisinde, yağın sindirimi oldukça zordur. Keçi sütünün yağının kolay sindirilmesi ise bebeklerde olduğu kadar yetişkinlerde de yarar sağlar. C Vitamini dışında tüm vitaminleri içeren keçi sütü, özellikle B1, B2 vitaminleri ve fosforca zengindir. Bu nedenle yetersiz kırmızı et ve balık tüketen toplumlarda keçi sütü ayrı bir yarar sağlayacaktır.
Keçilerin genellikle daha sağlam ve sağlıklı hayvan olmaları nedeniyle keçi sütleri de daha temiz ve sağlıklı olabilmektedir. Entansif (özel keçi ağılarında meraya salınmadan beslenen keçilerde) yetiştiricilik ve gelişen son teknoloji ile elde edilen UHT keçi sütünün tedavi edici özelliklerinin de çok önemi vardır.
Keçi sütünün inek sütünden daha kolay sindirilebilmesi, peptik ülserlerde tedavi edici özelliği kazanmasını sağlıyor ki bu da tüm dünyaca bilinmekte olan bir gerçektir. Küçük büyük her insanda görülebilen ve tıp dilinde pyloric stenosis adı verilen ve besinlerin mideden bağırsağa geçememesi veya sınırlanması (ülser veya yapısal bozukluk sonucu olabilir) gibi durumlarda keçi sütü önerilmektedir. Proteinler ve Fosforca zengin olan keçi sütü midede asit ve alkalileri tamponlayıcı bir özellik göstermektedir. Bu özelliğinden dolayı, alkali veya asit zehirlenmelerini önlemede ve peptik ülserleri iyileştirmede yararlı olduğu tespit edilmiştir.
Keçi sütünün yararlı olduğu bir diğer durumda inek sütüne alerjisi olan kişilerin keçi sütü ile daha dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi olanağına sahip olmalarıdır.
Keçi sütü veya keçi sütü ürünlerinin (keçi peyniri, keçi yoğurdu, vb ) düzenli olarak tüketilmesinin egzema, astım, sindirim rahatsızlıkları, varislerle ilgili bazı rahatsızlıklar, hemaroid (basur), viral apseler ve bazı alerjik durumların tedavisinde gerçekten yararlı olduğu yapılan uygulamalardan alınan sonuçlarla da gösterilmiştir. Bu nedenle keçi sütü ve keçi sütü ürünlerinin Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Avrupa ülkelerinde “Healthy Shop” denilen sağlık ürünleri satan yerlerde ve diğer süt ürünlerine oranla 3-4 kat daha fazla fiyata satıldığını görmekteyiz. Batı’da ailelerin, çocuklarının çeşitli alerji ve egzema durumlarında tedavi amacıyla süt keçileri satın alıp evlerinin bahçelerinde beslediklerini de biliyoruz.
Keçi sütü bu özellikleri yanında peynir, süt tozu ve tereyağına işlenmekte ayrıca yoğurt üretiminde kullanılmaktadır. Dünyada yapılan en eski ve en ilkel peynir olan “kishle” adlı peynir (Arabistan’da) keçi sütünden yapılan peynirdir. Diğer taraftan günümüzde dünyada en pahalı peynir de yine keçi sütünden yapılan Crottin de Chavignal olup Fransa’da üretilmektedir. Peynir çeşitleri bakımından Fransa’da sadece keçi sütü kullanılarak yapılan camambert tipi ve roquefert tipi peynirler başta olmak üzere diğer birçok keçi sütü peyniri piyasada en çok aranan peynirlerdir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında bakıldığında keçi sütünün ve üretiminin önemi tartışılmaz. Ayrıca bizim gibi kurak yılları çok ülkeler için keçiler, çiftlik hayvanları içerisinde çalı-çırpı yiyerek bunu ete ve süte çevirebilen tek tür olmaları vesilesi ile de ayrıca önem taşımaktadırlar.
Tarım Bakanlığı 2008 yılı istatistiklerine göre ülkemizde yaklaşık 59 bin baş keçi varlığı mevcuttur ve 3000 ton keçi sütü üretilmektedir. Yapılan araştırmalar neticesinde bu keçi varlığının %61’inin yerli keçi, %27’sinin melez keçi ve %12’sinin de Damaskus olduğu saptanmıştır.
Damaskus (Şam) keçileri dünyada Doğu Akdeniz, Orta ve Yakın Doğu’da tropik ve subtropik iklim kuşağında yetişen en az Avrupa kültür keçi ırkları kadar önemli olan eşsiz bir gen kaynağıdır. Arap ülkeleri, Suriye, Türkiye ve Kıbrıs adası yetiştirildiği yerlerdir.
Damaskus ırkı Kıbrıs adasına 1950’li yıllarda Kıbrıs’taki yerli keçileri ıslah amacı ile ithal edilmiştir. 1974 yılından sonra Damaskus popülasyonunun bir bölümü adanın güneyinde, diğer bölümü kuzeyinde kalmıştır. Ve kuzeyde kalan sürüler için 1999 yılına kadar sistematik bir çalışma yapılmamıştır. 1999 yılında KKTC- TAGEP projesi başlamış ve kuzeydeki popülasyon toplatılarak proje kapsamına alınmıştır.
Damaskus ırkının karakteristik özelliği süt ve döl veriminin yüksek olmasıdır. Bununla birlikte et verimine ilişkin ölçütler yönünden de keçi türü içerisinde yüksek performansa sahip bir ırktır. Yetersiz bakım ve besleme koşullarına da yüksek düzeyde uyum gösterir. Yoğun üretim ve seleksiyon uygulamalarına da olumlu yanıtlar verebilmektedir.
Damaskus keçileri kurak ve atmosfer sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde yetişen ve yüksek bir verim potansiyeline sahip olan ender genetik yapılardan birisidir. Irkın bu özelliği dikkate alındığında özellikle ülkemizde onların saf olarak yetiştirilmesinin ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.
Genellikle ova arazilerde yetiştirilmekle beraber bu ırkın her bölgeye uyum sağlama yeteneği vardır. Sakin huylu sevimli hayvanlardır. Damaskus keçilerinde hem boynuzluluk hem de boynuzsuzluk ırk özelliğidir. Vücut uzun kıllarla kaplıdır. Kulaklar çok uzun (20-25 cm), geniş ve sarkıktır. Boyun altında küpeler vardır. Sütçü karakterli bir tip yapısına sahiptir. Orta cüsseli bir hayvandır. Keçilerin canlı ağırlıkları 40-65 kg, tekelerin 60-90 kg arasındadır. Bir laktasyonda ortalama 250-550 kg süt vermektedir. Irkın laktasyon uzunluğu 200-290 gün arasındadır. Bir doğumda 1.5-1.8 oğlak elde edilebilir. Elit sürülerde laktasyon süt verimi 500-700 kg ve bir doğum a düşen oğlak sayısı 2.2’dir.
Son yıllarda sütçü özelliğinin öne çıkmasıyla, yetiştiriciliği yaygınlaşmaktadır. Anavatanı olmasına rağmen Suriye’de ırka gereken önem verilmemektedir. Fakat özellikle Güney Kıbrıs’ta ve ülkemizde pedigrili yetiştirme yapılıyor olması vesilesi ile bu ırkın gen kaynaklarının korunması sağlanabilecektir.
Ülkemizde Ercan Devlet Üretme Çiftliği’nde TAGEP’le yapılan bir proje kapsamında 10 yıla yakın bir süredir çalışmalar yapılmakta ve yaklaşık 700-800 başlık bir pedigrili saf kan Damaskus sürüsü oluşturulmuştur. Kıbrıs’ın güneyinde de bu yönlü çalışmalar yapılmıştır ve başarılı olunmuştur. Yani Damaskus ırkının saf kan yetiştirildiği ve gen kaynaklarının korunulmasına çalışıldığı ender yerlerden birisi Kıbrıs Adası.
Ülkemizde çağdaş anlamda süt keçiciliğinin geliştirilmesi, bölgesel bazda modern süt keçisi çiftliklerinin kurulması ve bunların sürdürülebilir olmasının sağlanması ile mümkündür. Ülkede faaliyet gösterecek üretim işletmelerinin kurulması ve çoğaltılması ile keçi sütü ve peynir üretimi ticari bir boyut kazanmış olacaktır. Dünyada son yılların gözdesi olan keçi sütü ve ürünleri üretimini yapabilmemiz neticesinde ise dünya pazarlarına entegrasyonda önemli atılımlar yapılabilecektir.
Keçi sütü ve ürünlerine gereken önem verilirse hem ülke hem de üreticisi adına yeni bir ekonomik kaynak sağlanabilir hem de pazarda süt ürünleri çeşitliliği yaratılmış olur ki bu da yeni bir ihraç kapısını aralayabilir.
Havadis Gazetesi KKTC alıntıdır.
Çiftçilerimizin Halep Keçisi hakkında ilgili soruları
Halep keçisi fiyatları,halep keçisi özellikleri,halep keçisi satışı,satılık halep keçisi varmı,halep keçisi satılık,halep keçisi satanlar saf kan mı satıyor,halep keçisi çiftliği kurmak istiyoruz,halep keçisi oğlak fiyatı,halep keçisi oğlak fiyatı,şami keçisi fiyatları,şam keçisi çebiç fiyatları nekadar ?,damascus keçisi fiyatları,satılık damaskus keçiniz,oğlağınız varmı ?halep keçisi kaç para? halep keçisi oğlak fiyatları,halep keçisi satanlar,şami keçi,şami keçisi,şami keçileri,şam keçisi,şam keçisi fiyatları,satılık şam keçisi,satılık şam keçileri,halep keçisi satışları,halep keçisi projesi,halep keçisi hatay,halep keçisi hakkında tüm bilgiler,torunoğlu halep çiftliğinde,halep çiftliği,halep keçisi çiftliği,halep keçisi çiftlikleri,halep keçisi ağıl projesi,halep keçisi blogspot,halep keçisi yorumları,halep keçisine dair bilgiler,halep keçisi süt verimi,halep oğlak fiyat,halep keçi sütü fiyatı,keçi sütü fiyatları 2010,halep keçisi süt fiyatları 2011,keçi sağım makinası,keçi sağım makinaları,,keçi sağım sistemleri,satılık keçi sağım makinaları,keçi sağım makinası fiyatı,halep keçilerimiz,milli keçi ırkımız,koyun keçi destekleme pirimleri,koyun keçi birliği,damızlık koyun keçi yetiştiriçileri birliğsatılık şami keçileri,satılık halep keçisi,satılık halep keçileri,satılık şami tekesi,oğlağı,hakınası,halep hakına satılık,satılık seyis,satılık saanen oğlak,keçi,çebiç,teke,keçisi,satılık kuzlacı keçi,satılık halep kuzlacı çebiç,kıl keçisi,kara keçi,tiftik keçisi,ankara keçisi,davar sürüsü,satılık boer keçisi,keçileri,boer oğlak fiyatı,maltız keçisi,kalahari keçisi,yem bitkileri,yem bitkisi,caramba mix,flora k,flora s,yonca tohumu,halep keçisi çiftliği adana,keçi süt yemi,keçi besi yemi,keçiye dair,keçi,geçi,keçiler,keçilerimiz,teke,erkek oğlak,keçi ithalatı
Bu haber 14 Ekim 2010, Persembe
Çamlık beldesinde hayata geçirilmesine karar verilen Halep keçisi yetiştiriciliği için Derebucak Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na sosyal güvenceden yoksun 95 kişinin müracaat ettiği bildirildi.
DEREBUCAK-Derebucak ilçesine bağlı Çamlık beldesinde hayata geçirilmesine karar verilen Halep keçisi yetiştiriciliği projesinden istifade etmek için sosyal güvenceden yoksun 95 kişinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na başvuruda bulunduğu bildirildi.
Derebucak İlçe Kaymakamı İsmail Baş, Çamlık beldesinde tarım arazilerinin çok parçalı ve sınırlı olması, mevcut arazilerde ise sulama imkanının bulunmaması nedeniyle tarımsal üretimin yeterli ölçüde yapılamadığını belirtti. Yöre insanının iş istihdamı bulamaması nedeniyle yıllardır büyük şehirlere göç ettiğini vurgulayan Baş, hazırladıkları keçi yetiştiriciliğine yönelik projeyi hayata geçirerek bu göçü durdurmayı hedeflediklerini ifade etti, “Dünyanın en çok süt veren ırklarından biri olan Halep keçisi yetiştiriciliği projesi ile insanları doğdukları yerde istihdam etmeyi amaçlıyoruz”dedi.
Mağaraları ile ünlü Çamlık beldesinin doğal çayır ve meralarını bu konuda en verimli şekilde kullanarak keçi yetiştiriciliğine açmak istediklerini kaydeden Kaymakam Baş, “Keçi yetiştiriciliği gerek kasaba, gerekse ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır.”diye konuştu.
İlçe Tarım Müdürlüğü ile birlikte yürüttükleri proje kapsamında sütçü ırk olan Halep keçisinin bölgede yetiştiriciliğinin yapılmasına karar verdiklerini anlatan Baş, şu bilgileri verdi:
“Keçi yetiştiriciliği, dünyanın birçok ülkesinde aranan bir süt keçisi olan Halep keçileri ile yapılacaktır. Projenin amacı; yörede yaşayan mevcut nüfusun üretime daha çok katılabilmesini sağlamakla birlikte daha iyi koşullarda yaşamalarını sağlamaktır. Bu kapsamda 25 üreticiye 9 adet keçi, 1 adet ergin tekesi ile birlikte dağıtılacaktır. Projenin gerçekleşmesi durumunda her bir işletmenin 5 yıl sonunda toplamda 145 bin 439 liralık bir kar elde edeceği öngörülmüştür.”
DEĞİŞİK ADLARLA TANINIYOR
Derebucak Tarım İlçe Müdürü Yavuz Ünüvar ise, Halep Keçisi’nin ortadoğuda çok geniş bir coğrafyada yetiştiriciliğinin yapılmasından dolayı ‘Şam, Şami, Aleppo, Suriye, Baladi, Damascene, Damaskus’ gibi daha değişik isimlerle de tanındığını hatırlattı.
Dünyada en çok süt veren birkaç keçi ırkından birisi olduğu belirtilen Halep keçilerinin ortadoğuda Türkiye başta olmak üzere Suriye, Lübnan, Kıbrıs ve Arap ülkelerinde yetiştirildiğini belirten Ünüvar, şu bilgileri aktardı:
“Yüksek et ve süt verimine sahip olması nedeniyle Türkiye’de en çok aranılan süt ve et keçisi olan Halep keçilerinin yetiştiriciliği son yıllarda ülke genelinde de hızla yaygınlaşıyor.
Türkiye’nin en soğuk yerlerinden birisi olan Sivas’ın yanı sıra, en sıcak illerinden Adana’ya hiç zorlanmadan uyum sağlayabilen bir ırk olduğu belirtilen Halep keçilerinin Toroslar’ın yanı sıra Amanos dağlarının karla kaplı sırtları ile Çukurova’nın düz arazilerinde, Ege ve İç Anadolu Bölgesinin bozkırlarında doğada ne bulursa yiyebilen kanatkar bir süt keçisi olduğu belirtiliyor.
Develerden sonra susuzluğa en çok dayanıklı hayvan olarak bilinen keçilerden Halep ırkının ayrıca dünyada susuzluğa en dayanıklı birkaç keçi ırkından birisi olduğu kaydediliyor.
O yüzden sıcak ve soğuk bölgelerde sorunsuz beslenen Halep keçilerinin, her bölgeye kolay uyum sağlama yeteneği nedeniyle Atalarımızın da ortadoğunun dumanlı kaplı dağlarında tarihte yaygın olarak Halep keçilerini besledikleri biliniyor.”
Basından alıntıdır.
SHAMİ (HALEP-DAMASCUS) GOATS
Breed Characteristics and History
The Shami is a multi-purpose goat historically providing its owner with milk, meat, hair and fine leather. If she receives proper care and quality feed the doe is able to produce large quantities of milk, and many are particularly noted for their ability to kid triplets or even quadruplets. Additionally, the typical Shami is characterized by an especially noble conformation and bearing that conquers the heart of all that see her. And finally, her quiet and gentle nature is another important reason that her owner and his family may choose to keep her.
Shami milk has proven to be markedly rich in protein and fat, its quality and composition changing according to the food the doe receives. The ability to produce milk under the radically, rapidly changing weather conditions between cold to hot and the relatively high amounts of milk solids found in her milk has made the Shami the preferred goat breed of the Middle East.
Today the Shami is often kept as an exotic pet because of her intrinsic beauty and ability to adapt to human lifestyles, but traditionally her role has been that of a small food factory - her easily digestible milk used as a food for the raising of infants, to meet the dietary needs of elderly or sensitive persons who have problems digesting normal food, and as a proven home remedy for curing blisters, mouth sores, and more. The milk is typically cultured to produce labaneh, leben, yogurt, and other fresh cheeses for home use, and often these products are marketed locally to supplement family income.
The Shami’s many excellent characteristics make her a successful progenitor for the development and improvement of other caprine breeds - in particular, to improve size, meat, milk production, and body shape.
The various outcrosses that have been introduced over long periods into the original Shami goat population have given our modern Shami a correspondingly broader genetic base. Even so, the modern Shami retains its ability to pass on its excellent characteristics to goats of other purebred and cross breeds.
While in the distant past the major colors were reddish brown, brown and black, nowadays one may find Shami goats in many different colors. Today one commonly finds grey in many different shades, derivatives of white and beige, and various mixes of white and darker colors. The subject of color is one of style and personal preference, and it seems that every few years the fashion changes and a different color is in vogue.
Additional traits of the Shami goat include long legs, long lines in both neck and body, a small Roman-nosed (convex) head, and long ears that hang down from the upper part of the skull; all these contributing to a unique appearance of nobility and pride.
The true Shami is beautifully clad in a longhaired double coat, offering protection from the rain and the cold on the one hand, and from the harsh ultra-violet rays of the sun, on the other. She is typically able to survive and thrive on scarce pasture and little feed.
The height of the Shami doe taken from the shoulder in a straight line to the ground measures about 75 cm or more, her weight ranges from between 60 - 80 kg according to her size, the way she was raised, and her body condition. Bucks are typically much larger and heavier than does.
Without a doubt the most striking characteristic of the breed is its specially shaped head - which is clearly convex on the bridge of the nose; the very expressive eyes, and the long ears carried close to the head and gracefully falling downward.
In the past, the Shami goat was used to create the Nubian, Indian, and other goat breeds - in particular, it was used to establish the Anglo-Nubian, and in all likelihood is the source of the breed’s long ears and Roman nose. The Nubian’s shorter coat resulted from crossing Shami goats with British shorthaired breeds.
Modern Breed Standard & Notes on Selection
Below is a description of the ideal Shami goat that we use as our breed standard:
General Appearance - A goat possessing a particularly aristocratic bearing, arresting beauty, great nobility, and charisma coupled with a strong body structure, long legs and height. Although many of these traits cannot be strictly measured by measuring tape, they are, nonetheless, strikingly obvious to even the most casual observer, and impossible to ignore.
Body Condition and Color - Body condition should be muscular and full, not too thin and not too fat. All colors are acceptable, the shade and markings according to the preference of the breeder and market demands.
Coat - Double and long (as necessary), lustrous and in good condition, free of foreign debris, parasites, etc.
The Head - The most recognizable characteristic of the breed. Convex (extreme Roman-nosed) in front, with upper and lower jaws meeting squarely and correctly. Goats with long, protruding lower jaws find it more difficult to nurse and graze; animals displaying this characteristic are less acceptable. Very long ears are placed at the upper part of the skull and fall downward at the sides of the head. The head size should be in correct proportion to the body and attached to a long, highly carried neck. Too large of a head lessens the nobility of the Shami.
Eyes - Full of expression and with tight eyelid to protect the eye from dust and debris. The preferred iris color is milk white with a black pupil in the center of the eye, but brown, pinky brown, and black are also acceptable. (Today, at the writing of this standard, the majority of our breeders prefer the white color).
The Neck must be long and attach cleanly into high Withers which flow smoothly into the back.
The Back must be straight and strong, neither convex nor concave.
The Loins are the portion of the spine not supported by ribs and should give the appearance of great strength. These attach to a wide, generous croup.
The Croup continues the topline, and should have a gently sloping appearance, to allow for easy kidding. Too steep a slope is undesirable.
Normally the Tail is carried gaily, vertically to the ground.
The Limbs should appear powerful with strong bone and well developed musculature apparent from both front and behind. They should be straight and parallel, showing especially great width from behind to allow the development of a well-attached udder capable of great milk production. From the front the build should also appear wide, with straight, parallel legs that offer both stability and room to encompass a well-developed chest, with plenty of space for heart and lungs.
Distinguishing male from female - Sexual differences between doe and buck should be immediately obvious.
The Female (doe) - should appear finer than the male (buck), with the long and fine neck indicative of good dairy character. Both fore and hind legs should appear strong, but correspondingly finer and more delicate than the male’s.
The doe must have a well-developed digestive system with a large rumen allowing for large food capacity and good ability to utilize feed for maximum milk production. A heavy, meaty doe will utilize her food for meat production rather than milk production.
In order to produce a modern doe which both represents the original ancient beauty and the ultilitarian advantages of the Shami, we must pay great attention to the development of a well-attached, wide udder, velvety smooth on the outside and spongy and soft from within. We select for teats that point downward and not to the sides, since both hand and machine milking are done in a downward direction - proper teat placement means that no milk is left in the lower portion of the udder. When the teats are pointing sideways, one must push with the hands each and every milking in order to get the last ½ liter of milk.
In our country, until recently, the selection of does based on proper teat placement and structure has been largely ignored - the area given most attention has remained the head. Even today a doe with a nice head will sell for more money than a good dairy goat with a less typical head - even if she gives less milk.
Recording daily milk yields and keeping individual production records is a very new phenomenon in our local goat industry. In contrast to our well-established dairy cattle industry where we can most precisely rank dairy bull performance, our dairy goat industry is in its infancy. Most bucks used to date have not sired enough daughters to allow us to accurately measure their breeding value.
The buck’s power, strength and size should be immediately apparent. The head should be very typical, with a strikingly convex foreface and an especially expressive eye (white color preferred). The ears must be very long and made of soft flexible skin, carried close to the head, and fall downward.
The buck’s neck often appears somewhat shorter than that of the doe, but this is an optical illusion - it is its comparative massiveness and thickness that make it appear so. As a rule, bucks with long necks pass on better dairy character to their offspring.
Overall, the buck’s body structure should show more massive muscling than that of the doe.
One must look for large, well-developed testicles with a squarer build and largest development at the bottom. All four limbs should appear broad and powerful with strong hooves, preferably dark in color.
The most important distinguishing factor and mark of excellence of both buck and doe is their ability to pass on his or her good traits to their offspring. When making breeding choices, one must always be certain that the buck and doe do not share identical faults so as to not strengthen these faults in future generations.
satılık halep keçisi,halep keçisi satışı,halep keçisi satanlar,şam keçisi,şam keçileri,şam keçisi satışı,şam keçisi satanlar,şam keçisi nerde bulunur,şam keçisi nerde yaşar,damaskus goats,damascus keçisi,damascus keçisi satışı,damascus keçisi satanlar,şami keçisi,şamil ,suriye keçisi,keçici,keçi severler,halep keçisi yetiştiriçiliği,aleppo keçisi,aleppo goats,cyprus shami goats,uzun kulak keçisi,kaba kulak keçisi,kilis keçisi,halep keçisi projesi,şam keçisi projesi,damascus keçisi projesi,saanen keçisi projesi,halep keçisi oğlak satışı halep keçisi,çebiç satışı,saanen,saanen goats,saanens goats,goat,goatsi,damascus,shami goats,chami goats,halep keçisi çiftlikleri,halep keçisi yetiştirenler,halep keçisi fiyatları,halep keçisi özellikleri,halep keçi fiyatları,halep keçisi satılık,halep keçisi süt verimi,halep keçisi çiftliği,halep keçisi adana,şami keçi,şami keçisi,şamil keçisi,şami keçileri,şamil keçileri,şami keçileri satılık,şami keçi satışı,şami keçi satanlar,şami keçi fiyatları,suriye keçisi,suriye keçi fiyatları,syria goats,damascene keçisi,damascene keçisi satışı,damascene keçisi fiyatları,halep keçisi kooperatifleri,keçi kooperatifleri,halep keçisi ıslah projesi,şamil keçi satışı,şamil keçiler,şamil oğlak satışı,şamil keçi yanlış kavram doğrusu şami keçisi,mente keçisi,kilis keçisi,saanen keçisi,damascus teke satışı,damascus çebiç satanlar,halep keçisi,şami keçisi,damaskus keçisi satanlar,damascus halep keçi yetiştiriçiliğ,halep keçisi ilanları,şami keçisi ianları,keçi besiçiliği,şam keçisi satışı,halep keçi fiyatları,halep keçisi oğlak fiyatları
Halep keçisi,halep keçisi fiyatları,halep keçileri,halep keçisi satılık,halep keçisi bakımı,halep keçisi satışı,halep keçi fiyatları,halep keçisi süt verimi,halep keçisi yetiştiriçiliği,halep keçisi satanlar,halep çebiç fiyatı,fiyatları,oğlak fiyatı,halep keçisi teke fiyatı,
Kilis keçisi,kilis keçileri,kilis keçisi yetiştiriçiliği,kilis oğlak satışı,kilis keçisi çebiç fiyatı,kilis keçisi teke fiyatı,kilis tekesi et verimi,kilis keçisi süt verimi,kilis keçisi yavru verimi,oğlak verimi,kilis keçi fiyatları,kilis kebabı,kilis birlik,kilis kooperatifi,kilis keçisi satanlar,kilis keçi,keçi kilis,damızlık birliği,kilis keçisi özelllikleri,satılık kilis keçileri,satlık kilis keçisi tekeleri,satılık kilis keçisi oğlakları,kilis keçisine kredi varmı,
şami keçi,şami keçileri,şami keçi fiyatı,şami keçisi oğlak satışı,şami keçisi teke fiyatları,şami keçisi et verimi,şami keçisi süt verimi,şami keçisi yetiştiriçili,saanen keçisi,kilisd keçisi,sami keçi,satılık şami keçiler,sami çebiçler,şami oğlaklar,saf kan şami keçisi,damızlık şami keçileri,şami keçisi özllikleri,şami keçi projesi,şami keçi bakımı,şami keçisi çiftliği,şami keçi çiftliği,satılık şami keçisi,satılık şami keçi,şami keçisi fiyatları,keçi yatırımı,keçi türleri,keçi ırkları,keçi çobanı,kaval,yörük,kıl çadır,,yörük çadırı,caramba mix yem bitkilerini denedinizmi,yem bitkisi tohumları torunoğlu tohumculuktan alınır,şami keçi yetiştiriçiliği,
saanen keçisi,saanen keçi,sanen keçisi,sanen keçileri,zana keçisi,satılık sahibinden saanenler,saanen keçi projesi,saanen teke sperması,saanen keçisi süt verimi,saanen yetiştiriçiliği
TOHUMDA DÖNEN DOLAPLARI İBRETLİK OLARAK OKUYUNUZ
BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR - 1
Omphalotus olearius ve yeşil devrim
Tohum
Dörtnala haberci ilkyazdan
Aşağıdan inceden beyazdan
Dumanı tüten sıcak tohum
Dolan kara toprağı dolan
Ulaş yeryüzüne ak tohum
Hay gücüne kurban olduğum
Dağ taş dinlemezim hey aman
Göster o gül yüzünü göster
Önce yeşil yeşil bak tohum
Sonra sarı sarı gülüver
Donansın donansın daneler .
Melih Cevdet Anday
Omphalotus olearius ve tohum savaşları
Tebere Nillus II.VII ;
Omphalotus olearius
Ol ülkenin kralı Nillus adaletli idi. Ama Kraliçesi Tebere çok hırslı ve kendisini beğenmiş idi. Kraliçe, sınırdaş ülkenin genç ve yakışıklı generaline aşık olmuş ve onun isteği ile. kocası olan kralı öldürme planı yapmışlardı. Sonra Ülkeyi birlikte yöneteceklerdi!
Veya kraliçe öyle sanıyordu !!!
***
Adam rüzgârla yarışan doru atıyla, Kara ormanı geçti. O adam ki kara pelerini içinde, ince uzun boylu idi. Kale duvarı dibine vardı, Daracık bir kaya arasından girdi, Gölge gibi gizli dehlizlerden akarak geçip, karanlık bir aralıktan sarayın mutfak odunluğuna vardı.
Sadece gözleri görünüyordu. Parlak ve ürkütücü idi.
**
Mutfak ocaği başinda şişman bir adam var idi.
Adam korkmuş ve heyecanli idi.
Kara pelerinli adam elindeki torbayi uzatti ve ürkütücü bir fisıltiyla dedi ki ;
"Bunlari azar azar kralin yemeğine koyacaksin,kraliçe Tebere'nin emridir."
Yine geldiği gibi karanliklara karişarak gölge olup kayboldu.
***
En göze batmayacak ölüm ise yavaş yavaş zehirlemek olacakti.
"YAVAŞ YAVAŞ ZEHİRLEMEK " !!!
Torbada Omphalotus olearius adini taşiyan çok zehirli bir mantar türü vardi.
Sarayin aşçisina zenginlik vaadi verilmiş, gözü de korkutulmuştu.
Omphalotus olearius, azar azar yemeklere konulacaktı.
Kurulmuş olan ölüm tuzaği işlemeye başlamıştı !
***
Tarih içinde nice komplolar ve cinayetlerde kimbilir ne kadar ve ne tür zehirler ve zehirli besin maddeleri yemeklere katilarak verildi, bilemeyiz .
Ama çok kullanilmiş olduğu kesindir.
***
İnsanoğlu hirs ve sonsuz istekleriyle, ele geçirmek istediklerini almak için başta taş, sopa,mizrak.ok ve gelişen zaman içinde daha öldürücü,yok edici silahlar yaparak, savaşarak, istila ederek amacina ulaşmayi denemiştir.
Savaşlarda komşu veya uzak ülkeler yine silah gücüyle istila edilmiş.,zenginlikleri yağma edilmiş,istilaci güçler bu toprak ve ülkeleri yönetir hale gelmişlerdir.
Gelişen zaman içinde uluslararasi hukukun, medeniyetle birlikte toplumlarin yönetim sistemi olarak kabulunden sonra ,güçlü ülkeler , zenginliğini talan ederek ele geçirecekleri ülkeleri istila edebilmek ve doğal kaynaklarinii yağmalamak için "güçlü gerekçeler " yaratmak ve bulmak zorunda olmuşlardir.
Ikinci Dünya Harbi sürecinde Alman'lar propoganda ve sistematik psikolojik harbin gücünü keşfetmişler, İngiliz’ler ise bunu Devlet politikasi haline getirmişlerdir.
ABD ise tüm bunlarin yaninda zorbaca davranmayi da seçmiştir.
Bu durum daha sonra gelişmiş olan ülkelerin genel politikasi olmuştur.
Yoksul ve az gelişmiş, yöneticilerini kendilerinin atayabildiği ülkeleri ,ardina siğindiği sahte gerekçelerle askeri güçle işgal ederek veya sistematik olarak borçlandirip ekonomik işgal yoluyla ele geçirir olmuşlardir.
Uluslararasi hukuk kurallari , Gelişmiş olan emperyalist Dünya ülkelerini , daha kapali yöntemlerle ve hukuka uygun gözüken ,daha az masrafli , daha etkin ,İSTİLA METODLARIYLA ELE GEÇİRMEK ,İSTİLA EDİLEN ÜLKELERİN DOĞAL KAYNAKLARI KONTROL ETME GÜCÜNÜ SOĞUK SAVAŞ YAPMADAN KAZANMAK politikalarına yönlendirmiştir.
Sizlere bu yazi dizini ile anlatabilmeye çalişacağim GIDA SAVAŞLARI da istila ve doğal kaynaklari elde edebilmek için gelişen bilim ve teknolojinin klasik silahlarla yapila gelmiş olan savaş türünü nasil değiştirmiş olduğu ve toplumlari nasil etkileyerek yok oluşa götürebileceğinin ve bu modelleme içinde Türkiye'mizin konumunun sunumudur.
Melezleştirilmiş ,Genetiği ile oynanmiş tohumlarlarla birlikte Ülkemizdeki tarimin planli olarak nasil yok edildiğini de bu sunum içinde irdelemek yararli olacaktir.
***
“Petrolun kontrolü ile bütün bölge ve kıtaları, gıdanın konrolüyle bütün insanları kontrol edebilirsiniz " Henry Kissinger 1970
Ölüm tohumlari
Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920'den beri biricik amacı "negatif öjenik"tir. "Negatif ojenik" istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir.
***
Rockefeller Vakfi 1946`da adı yeşil olan `Yeşil Devrim`i başlattı.
Bu sözde `Yeşil Devrim` aslında neydi?
Veya bu devrim dedikleri şey,gerçekten yeşil mi idi ?
1960`larda Rockefeller`in çalıştığı Meksika ve Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu.
Rockefeller 1971'de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Grubu olan CGIAR'ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) "modern tarım ürünü" kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD'de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi.
GDO'lu "Gen Devrimi"nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular. CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı'nı ve Dünya Bankası'nı da işin içine dâhil etti.
Yıllar sonra Yeşil Devrim`in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri yeni bir alanın geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; aynen yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde tekelleşme yolunda yaptıkları operasyonlar gibi bir şey.
Günümüzün teknolojisi ,zehirli mantar Omphalotus olearius'un ve nicelerinin benzerlerini ,tohumlarin içine yerleştirdi !!!
Sebze,tahil ve meyvalar birer silah haline getiriliyor.
Biyo-silah tohumdan üretilen gidalar yüzlerce çeşidi , cicili ambalajlariyla market raflarinda yerlerini aldilar.
Üzücü olan şudur ki ;
Bu ürünler çocuk mamalarindan tutun da , yetişkinlerin de kullandiği gida ürünlerinde var ve çeşit sayisi ise 800 civarinda.
Bu tür gida ambalajlarinda ise UYARI yok !!!
Ne yazik ki buna karşi bireysel önlem alabilme gücümüz de yok.
Toplumunun sağlik ve geleceğini,topraklarinin verimini,üretilen gida ürünlerinin sağliğa zararli olmamasini savunabilmek artik Devletlerin ve yöneticilerin işidir.
Emperyalizmin öldürü ve yok edici , sahiplenici hirsi , Üretici ana tanriça Kybele'nin yerini aldi.
İçinde ölüm taşiyan tohumlar,geri kalmiş ülkelere önce destek ve yardim olarak veriliyor.Sonra da lisansa bağlanarak bu tohumlarin kullanilmasi zorunlu hale getiriliyor !
21.Yüzyilda artik tank,top,füze vb yok edici silahlar yerine ,genetiği değiştirilmiş olan tohum/gidalar kullanilmaktadir.
Böylece toplumlarin bedensel/zihinsel sağliğini ve gelişimini olumsuz etkilemek ve ülkelerin tarimsal ekonomik kaynaklarini yok ederek üretim kapasiteleri de düşürerek denetim altina almak ve ülkeleri fakirleştirerek bağimli kilmak,yönetilebilir duruma getirmek mümkün hale gelmiştir.
Çocuklarını koruyamayan toplumun tiksindirici yüzü
Güzel bir dünya isteğimiz salt kendi çevremizden, çocuğumuzdan ibaret kalmakta! Yazıyoruz, söylüyoruz, isyan ediyoruz, ama biliyoruz ki sessiz bir toplumun bütün suç ortaklığını da yaşıyoruz.
Bebek şampuanı, bezi, maması reklamlarını izlerken bir gülümseme belirir yüzümüzde. Gereksinimleri karşılansın diye çaresiz bekleyen yavrucaklar için, diğerleri, ekran önü yavruları, tanıtım yapmaktadırlar. Eğer gördüğümüz bebeğe içimiz ısınmışsa uzun süre bakarız beyaz cama. Muhtemelen o sırada bilinçaltımıza kazınır satılan ürünün markası.
Hadi diyelim ki bebekler için hazırlanmış ürünlerde onların bulunması katlanılabilir sayılsın… (Hoş katlanılamaz ya, neyse…) Peki ya diğerleri…
Örneğin bir turizm firması, bir emlak yatırım bürosu niçin kullanır bebekleri, çocukları? Güzel resim verirler, yüzlerdeki masum, sevecen, içten ifade bizi çekip, içine alır ve biz, farkında olmadan o insancıklar eliyle az sonra nakit akışı sağlayacak müşteriye döneriz de, ondan! Burada bir ahlaki ölçüt aramak dangalaklıktır elbet!
GDO`LAR EVİMİZE SİNSİCE GİRİYOR…
Tanıtımlar çoğunlukla ürünlerin içeriğine yönelik bilgi vermezler. Söz gelimi bir ayçiçeği yağı tanıtımında dünyada yapılan araştırma sonuçlarından söz edilmez. Söz konusu madde insanın ömrünü azaltan, doğrudan kanser yapan azılı bir katildir aslında. Oysa biz ekranda samanlığı seyran olmuş bir aile görürüz ve masalarında ayçiçeği yağı bulunur. Baş aktör çocuklardır. Çocuklar kendi fotoğraflarıyla hem anne-babaları, hem de kardeşlerini zehirlemek için kullanılmaktadır. O sırada ekrandaki yavrunun sömürülmesi de cabasıdır.
Bir bebek maması firmasının ürünlerinde Genetiği Değiştirilmiş Organizma kullanıldığını çok iyi biliyorum sözgelimi! Ancak yasalar izin vermediği için size bu firmanın kimliğini açıklayamıyorum. GDO`ların ne tür sıkıntılar yarattığından söz edebilirim, ancak hangi üründe bunların kullanıldığını ticaret/rekabet her ne haltsa, o yasalar nedeniyle açıklamam olanaksız. İşin alçakça olan yanı, o bebek mamasının satışı için, bir ajanstan getirtilmiş bir bebeğin kullanılmasıdır! Her şeyi satın alınır kılan kapitalist ahlak(sızlık) önce ekrandan sızar evimize, sonra ürüne döner.*1*
*1* Enver Aysever / 2009-06-07 Birgün http://www.birgun.net
--------------------------------------------------------------------------------
BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR 2
ARILAR NEREYE GİTTİLER ?
HOROZ İBİĞİ OTU NEREDEN GELDİ ?
Size sorularım var;
Arılar neden kayboluyor?
Neden kitle halinde ölüyorlar.?
Bir gram bal için 120 bin çiçek dolaşiyor ari.
Hem bal yapiyor,hem de polenlerle döllenmeyi sağliyor.
Beslenme zincirinde yaşamin devamliliğini sağliyor.
Böylesi işçiyi hiç bir yerde bulmak olasi değildir.
İşte bu çalişkan işçiler kitleler halinde ölüyorlar.
Hem de dünyanin farkli bölgelerinde !!!
Einstein demişti ki ;
"Eğer arilar yok olursa,insanlik da yok olur !!! "
Neden kanser vakalari çoğaliyor ?
Komşunun ilköğretime giden 7 yaşinda kizi ,neden ergenlikle bu erken yaşta tanişti ?
Ölü ve premature doğumlar artıyor mu ?
Neden doğurganlık azalıyor ?
Bunlara yanıtınız var mı ?
Var ise, söyleyin bakalım;
Hindistan'da 200 bin çiftçi neden intihar etti?
Karpuzdaki kabak tadi nereden geliyor?
Domates ile kuzey bölgelerde yaşayan soğuk su baliğinin ilintisi nedir?
Yaz, kiş sebzeleri, artik neden her mevsim tezgahlarda?
Salatalık, buzdolabında neden su gibi oluyor, çürüyor?
Mısır ve soya’nın yapısında, balık ve akrep genlerinin işi ne ?
Görüntüsü ve rengi çok güzel olan sebze ve meyvelerin neden tadlari kayboldu
Meyvalarin, sebzelerin damağımızı okşayan lezzetini kim çaldı ?
Sakın ola demeyin ki "ağzimizin tadi kaçti" !!!
Aslinda kaçan, insanliğin ağiz tadi değil, tehlikede olan sağliği ve az gelişmiş olan toplumlarin geleceğidir !!!. Dünya çok büyük bir tehditle karşi karşiya.
Bu tehlike , insanliğin temel gereksinimi olan GIDA ile toplumlara aktariliyor.
Geri kalmiş ve gelişmekte olan ülke insanlarinin varliklari tehlikededir.
Ve bu tehdit biyolojik bir silahla gerçekleştiriliyor !!!
Genleriyle oynanmiş tarim ürünleri...
Sanmayalim ki tehdit altinda olan sadece insanliğin geleceği ve gida kantrolu ile yönetilebilir olmasi değildir.
Bir diğer tehlike de ,tarim alanlarinin melez bitkilerle istila edilmesi ve üretiminin, yönetici güçler tarafindan denetlenerek, azaltilip, topraklarin tarim alani vasfindan çikmasi ve kullanilamaz hale gelmesidir.
Onlara göre,dünyadaki tüm zenginlikler, güçlü olanlara aittir. Süratle çoğalmakta olan az gelişmiş veya geri kalmiş toplumlar "bir çekirge sürüsüdür" ve etkin bir biyosilah olan tarim ürünlerinin genleriyle oynanarak, gidanin güç ve etkisiyle bilimsel yönden üreyemez ve hastalikli hale getirilerek yok edilmelidirler.
TRANSGENİK TARIM ALANLARINDAKİ BEKLENMEYEN GELİŞMELER
Amerika Birleşik Devletleri'nde, 5000 hektar transgenik soya ekim alanı üreticiler tarafından terkedilmek zorunda kaldı ve 50 bin hektar daha ciddi tehdit altında.
Bu durum, Dünyanın en büyük yağmacısı olarak bilinen Monsanto devine karşı durmaya karar veren bir "yabani ot"tan kaynaklanıyor. Küstah, mutasyona uğramış bu bitki hızla yayılarak, "hiçbir yabani bitkinin direnemediği", glifosfat bazlı total herbisit Roundup'a meydan okuyor.
2004 yılında Georgia eyaletinde Atlanta'ya yaklaşık 130 km mesafede Macon şehrinde bir çiftçi, soya alanında bazı horozibik sürgünlerinin, tarlasını ıslattığı Roundup'a direndiklerini farketti.
Bu yayılmacı yabani otun kurbanı alanlar, "hiçbir yabani otun direnemediği" Roundup'a dirençlilik geni almış Roundup Ready tohumları ile ekilmişti.
O günden bugüne, durum ağırlaştı ve olay diğer eyaletlere de -Güney ve
Kuzey Caroline, Arkansas, Tennesee ve Missouri- yayıldı.
Dorset'te Winfrith'de yerleşik bir İngiliz örgütünden (Centre for Ecology and Hydrology) bilim adamlarına göre, GDO bitki ve bazı istenmeyen otlar (horozibiği gibi) arasında gen alışverişi gerçekleşmişti.
Bu saptama, genetiği değiştirilmiş bir bitki ile değiştirilmemiş bir bitki arasında melezlemenin "imkânsız" olduğunu ısrarla iddia eden GDO savunucularını n kesin ve iyimser iddialarının tersini söylüyor.
Tarımsal sorunlar konusunda uzman İngiliz genetik bilimci Brian Johnson'e göre: "Milyonlarca olasılık içinde tek bir çaprazlamanın başarılı olması yeterli. Bu gerçekleştiği anda, yeni bitki çok büyük bir seçilim avantajına sahip olur ve hızla çoğalır. Alanda kullanılan glifosfat ve amonyum bazlı güçlü herbisit, otlar üzerinde ağır baskı
uygulamış, bu da uyum hızını artırmıştır." Böylece, herbisitlere dirençlilik geni, içinde bulunduğu ve korumakla yükümlü bir tohumdan, horozibiğine geçerek, artık yok etmesi imkânsız bir melez bitkinin doğumuna neden olmuş gibi görülüyor.
Tek çözüm, eskiden yaptığımız gibi yabani otları elle yolmak, ancak alanların genişliği düşünülürse bu her zaman mümkün değil. Ayrıca, derin köklü olan bu otları yolmak hayli zor ve işte 5000 hektar alan öylece tümüyle terk edildi. *1*
Kaynakçalar
*1* Çeviren: Zeynep Bilgi Bulus / 24 Temmuz 2009
--------------------------------------------------------------------------------
BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR 3
Kendimizin çıkarlarımızdan fedakarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza hiç gerek yok." Seorge Kennan, 1948
Bu, güç devrimi tarihinin de ötesindedir, hatta bilim dâhi bu azınlığın hizmetine sokulmuştur. 1948'de Kennan'in da kendi notlarında tavsiye ettiği gibi, herhangi bir fedakârlık veya dünyanın iyiliği düşünülmeden acımasız politikalar uygulandı,
Ölüm tohumları
Sizlere belki duymuş ve hatta okumuş olduğunuz önemli bir kitap ve yazarından bahsetmek istiyorum;
Gazeteci F. William Engdahl, 'Ölüm Tohumları' eserinde GDO adı verilen "şeytan planının" tüm ayrıntılarını açıklıyor.
Amerika üzerinden insanlığı kontrol altına almak, bazı milletleri kısırlaştırarak yok etmek gibi çok kirli planları olan şirketlerin içyüzünü deşifre edilen eserin 'giriş' bölümü aşağidadir. 'Ölüm Tohumları' herkesin üzerinde çokça düşünerek okuması gereken bir şaheser.
"Biz dünya nüfusunun %6.3'ünü oluşturuyoruz ama zenginliğinin yarısına sahibiz. Bu farklılık özellikle bizler ve Asyalılar kadar büyük. Böyle bir durumda kıskanılma ve gücenilme gibi bir durumda olamayız. Gelecek dönemdeki asil görevimiz, ulusal güvenliğimize bir zarar getirmeden bu farklılık durumunu sürdürebileceğimiz bir ilişki kalıbı tasarlamaktır. Bunu yapmak için de tüm duygusallık ve hayallerden uzak durup dünyanın her yerindeki ulusal hedeflerimize odaklanmalıyız. Kendimizi çıkarlarımızdan fedakarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza hiç gerek yok." Seorge Kennan, 1948
Bu kitap küçük bir sosyo-politik elit zümre tarafından 2.Dünya Savaşı sonrasında Vaşington'da ele alınmış bir proje ile ilgilidir. Bu, Kennan'in "farklılık durumunu sürdürebilmek" tümcesinin nasıl hayata geçirildiğinin anlatılmamış hikâyesidir. Aynı zamanda bir avuç insanın savaş sonrası tüm kaynaklara ve güce sahip oluşunun da hikâyesidir.
Bu, güç devrimi tarihinin de ötesindedir, hattâ bilim dâhi bu azınlığın hizmetine sokulmuştur. 1948'de Kennan'in da kendi notlarında tavsiye ettiği gibi, herhangi bir fedakârlık veya dünyanın iyiliği düşünülmeden acımasız politikalar uygulandı,
Seleflerinin aksine İngiliz imparatorluğu içindeki hâkim guruplar, yeni beliren 'Amerikan eliti, kendilerini savaştan sonra, "Amerikan Yüzyıh"nın şafağında ilan ettiler ve hitap yeteneklerini, dünyanın iyiliği için düşüncesini kendi amaçlarına uygun şekilde kullandılar. Onların Amerikan Yüzyılı daha yumuşak ve kibar bir imparatorluk olarak sömürgecilikten kurtuluş, demokrasi, ekonomik gelişme ve özgürlük kisvesi altında diğer ulusların kaderlerine hükmedebilen, Büyük İskender'den sonraki en büyük küresel imparatorluktu.
Bu kitap "Bir Savaş Yüzyılı:
Anglo-Amerikan Petrol Politikaları ve Yeni Dünya Düzeni" adlı kitabın bir devamı niteliğindedir. Petrolden sonra ikinci bir "kırmızı hattı" takip eder. İnsanın yaşamını sürdürebilmesinde en temel ihtiyacı olan günlük ekmeğinin karşılanmasını konu alır. 70'ler boyunca bu Amerikan elitin menfaatine hizmet eden kişi, hayatı boyunca 'güç dengesi1 politikalarının bir uygulayıcısı olan Henry Kissinger'di. Ve dünya hâkimiyeti konusundaki şu fikrini açıklamıştır;
"Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin."
"Küresel yiyeceği kontrol etme plânı" 1930'ların başlarına, savaşın patlak vermesinden önceye dayanır. Bu organizasyon belli başlı bazı ailelerin servetlerini korumak amacıyla seçilmiş özel kuruluşların yardımlarıyla maddi olarak destek görmüştür. Bu aileler güç ve zenginliklerini doğu sahili boyunca Boston, Vaşington, New York ve Philedelphia'ya yerleştirmişti. Bu sebeple egemen medya kuruluşları sıkça onlara atıfta bulunmuş, zaman zaman alay konusu etmişlerse de genellikle övmüşlerdir.
Savaşla birlikte Amerikan gücünün ağırlık merkezi doğu sahilinden Seattle, Houston, Las Vegas, Atlanta ve Miami gibi bölgelere dağıldı. Sonradan da Asya, Japonya ve Latin Amerika'ya.
2.Dünya savaşından bir süre önce bir aile diğerlerine göre daha fazla öne çıkmıştır. Bu ailenin serveti, uğruna kan dökülen ve savaşılan 'kara altın' petrole dayanıyordu. Bu aileyle ilgili olağandışı olan ise ailenin sadece petrole değil, diğer başka alanlarda da yatırım yapmaya karar vermesi olmuştur. Psikoloji, tıp, gençlerin eğitimi, tarım, biyoloji ve biyolojinin tarımsal uygulamalarına yatırım yapmışlardır. Çoğu kişinin fark etmediği devasa bir büyüme ve gelişme göstermişler, servetlerini de o ölçüde büyütmüşlerdir.
Bu kitapta ele alınan ana konu olan 'genetiği değiştirilmiş organizmalar' ya da GDO'nun tarihi, dönemin güçlü ailelerinden olan Rockefeller ailesinin (ve 4 kardeşin - David, Nelson,
John ve Laurance) tarihiyle paralellik göstermektedir -ki savaşın Amerikan zaferiyle bitmesinden sonraki 30 yıl süresince güç evrimine bu insanlar yön vermiştir. Gücün tamamı ellerindedir ancak işin maliyeti tüm dünyayı etkilemiştir.
Bundan 30 yıl önce, erk Rockefeller ailesinin etrafında toplanmıştı. Bugün ise 4 kardeşin 3'ü çeşitli nedenlerle vefat etmiştir. Tüm amaçları, daha sonraları Pentagon'un 'tam spektrum egemenlik' adı vereceği, gerektiğinde askeri gücün de devreye sokulabileceği küresel hâkimiyetti. Projeleri o günlerdeki küçük bir güç gurubundan bugün hayal bile edemeyecekleri, tüm gezegenin geleceği hakkında inisiyatif sahibi oldukları bir noktaya evirildi.
Kalıtım mühendisliği ile bitki ve diğer canlı organizmaların patentlenmesi tarihinin anlaşılabilmesi için 2.Dünya savaşını takip eden yıllardaki Amerikan gücünün dünyada nasıl yayıldığına bakmak gerekir.
George Kennan, Henry Luce, Averell Harriman ve hepsinden önce Rockefeller kardeşlerin tarım sektöründe başlattığı 'yeşil devrim' sayesinde Petro-kimyasal gübre, petrol ve enerji ürünlerine bağımlılık arttı. Onların o günlerde yaptıkları bugünün genetiğini değiştirme tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Yüzyılın başında gerçekleşen 4 çokuluslu dev şirket birleşerek dünya üzerindeki çoğu insanın temel besinlerinin (pirinç, soya fasulyesi, buğday, mısır ve hatta bazı sebze ve meyveler ile pamuk) kontrolünü ellerine geçirdiler. Hastalığa dayanıklı kümes ürünleri, genetiği değiştirilmiş, güya kuş gribine dayanıklı ürünler ve geni değiştirilmiş domuz ve sığır üretimi için çaba sarf etmişlerdir.
Dört özel şirketin üçünün Pentagonla kimyasal savaş araştırmaları konusunda sıkı bağları vardı. Dördüncü şirket aslen İsviçre kökenli olmasına rağmen İngiliz kontrolü altındaydı. Petrolde olduğu gibi GDO tarım projesi de bir Anglo-Amerikan küresel plânıdır
Mayıs 2003'te Bağdat'taki acımasız Amerikan bombardımanının dumanı dağıldığında ABD başkanı GDO projesini stratejik bir konu haline getirdi ve ABD'nin savaş sonrası öncelikli dış politika gündemini oluşturdu. Dünyanın ikinci en büyük tarım üreticisi konumunda bulunan AB, bu küresel plânın önünde zorlu bir engel teşkil etmekteydi.
Her ne kadar Almanya, Yunanistan, Fransa ve Avusturya gibi AB ülkeleri diğer dünya uluslarına benzer şekilde GDO ekimine sağlık ve bilimsel nedenlerle karşı çıksalar da, 2006 yılı başlarında Dünya Ticaret Örgütü (WTO), AB'ni toplu GDO üretimi için kapılarını açmaya zorladı.
ABD ve İngiliz ordularının Irak'ı işgaliyle birlikte Vaşington, bu ülkeye genetiği değiştirilmiş tohumları ABD Tarım Bakanlığının bir cömertliği olarak göndermeye karar verdi. İlk büyük çaplı deney 90'ların başında çok uzun zamandır Rockefeller ailesinin bozduğu ve yolsuzlukla başı dertte olan Arjantin'de zaten yapılmıştı.
İlerleyen sayfalarda da göreceğiniz gibi GDO'nun yaygınlaşması ve çoğalması uğruna politik tehdit, hükümet baskısı, yalan, rüşvet yöntemleri kullanılmış ve hatta cinayetler bile işlenmiştir. Okurken bir suç romanı hissine kapılmanız sürpriz olmayacak.
Tarımsal verimlilik ve dünyanın yiyecek sorunlarını çözme adı altında işlenen bu suçlar, bu küçük zümrenin amaçları doğrultusunda önemsizdir. Yapılan bunca şeyin hedefinde sadece para ve kâr yoktur. Nihayetinde bu güçlü aileler kimlerin merkez bankalarının başlarında duracağına karar verirler. Para onların yaratmaları ya da yok etmeleri için emirlerindedir.
Amaçları daha önceki despot ve diktatörlerin hayal ettikleri gibi mutlak dünya hâkimiyetidir. Kontrol edilmezlerse 10-20 yıl içerisinde bu hedeflerine ulaşmaları işten bile değil. Bu sebeple bu gerçeğin duyurulması ve herkes tarafından bilinmesi büyük önem arz etmektedir.
(Bu metin Gazeteci F. William Engdahl’ın 'Ölüm Tohumları' adlı eserinin giriş bölümüdür.
--------------------------------------------------------------------------------
BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR 4
Değerli okur,
Irak'ın işgalinden önce ;
Ebu Garib hapishanesinin mahzenlerinde saklanmakta olan Mezopotamya'nin tarimciliğinda binlerce yildir varliğini devam ettirmiş olan tohumları kayboldu !!!
Bu tohumlar nerede?
Ebu Garib'de binlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu.Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor!
Transgenik tohumun ana üreticisi ABD olduğu düşünülürse , acaba Ebu garip hapishanesinde kaybolan tohumlar nereye gitmiş olabilir ?
Büyük bir olasilikla Tohumlarin genleriyle oynayan ABD şirketlerinin birisinin elinde veya
Svalbard Tohum depolama barinağindadir!
Svalbard Küresel Tohum Deposu ise ,Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) tarafindan yönetilmektedir.
Bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson vardir.
Carlson kimdir derseniz ?
Önceleri (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller'ın nüfus popülasyonunu düşürmek amacıyla 1952'de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konseydir.
Kisirlaştirma çalişmasinda bulunan kişiler küresel tohum depolarini da kontrol eder durumdadir !!
Günümüzde tohum hem çok değerli hem de önemli bir silah haline gelmiştir.
Tüm dünyada safliğini koruyan tohum çeşitleri Yeşil Devrim sonucunda birkaç dünya ülkesinin elinde toplanmakta ve toplanilan yerel, değerli tohumlar yerine "sahte" diyebileceğimiz genlerinle oynanmiş tohumlar verilmektedir.
Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl'ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planının ayrıntılarını açıkladığı ürpertici iddialarla şok olacaksınız!
"Norveç 'Teki Tohum Deposu Dünyayı Ele Geçirme Planının Bir Parçası"
Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin insanlık için gerçek bir kıyamet yaratacağını söylüyor. İddiaları son derece ürkütücü.
Norveç'teki küresel tohum deposuyla amaçlanan arî üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı?
"Kıyamet tohum deposu" olarak da bilinen Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen "kıyamet"i kim koparacak? Engdahl sorularımızı yanıtladı.
Yeni Aktüel Dergisini 29 Kasım - 5 Aralık 2007 tarihli 125. sayısında "Kıyamet Kapısı" başlığıyla kapak konusu olarak işlediğimiz ve 26 Şubat 2008'de tamamlanacağını duyurduğumuz "proje", tamamlandı. Norveç'in kuzeyindeki Spitsbergen adasında "Svalbard Küresel Tohum Deposu" adı verilen o ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı.
Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor.Kuzey Kutbu'na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek.
Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna "kıyamet tohum deposu" da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.
Buraya kadar her şey gayet iyi niyetli görünüyor. Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl'ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var.
Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen'in buzlaşmış kayalıklarının altında "dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme" planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor.
İlk baskısı 2007'de yapılan, Nisan 2009'da Türkçe'ye çevrilen "Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar" adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile "kıyamet muhafızları" dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.
Kıyamet muhafızları
- Svalbard Küresel Tohum Deposu'nun finansörleri kimler?
Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma'da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998'e dek New York merkezli Nüfus Konseyi'nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller'ın nüfus popülasyonunu düşürmek amacıyla 1952'de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey.
Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation'a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD'nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation'ın da kurul başkanıydı.
Örgütün finansörleri ise;
- Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika'daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft'un kurucusu Bill Gates!
- Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD'li DuPont / Pioneer Hi-Bred!
- Yine bir ABD'li GDO devi Monsanto!
- İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!
- 1970'lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla "Yeşil Devrim" diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!
- ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada'dan da devlet fonları aktarılıyor.
Yani özetle, GDO tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.
Dünyanın pek çok ülkesinde "zaten var olan" tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard'a muhtaç kalınacaktır?
Ebu Garib tohumları nerede?
- Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?
Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak'a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir.
Ebu Garib'de binlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor.
Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard'da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.
"Ari ırk yaratma projesi"
- Peki tekel olma arzusunun temelinde yatan tek sebep ekonomik mi?
Hayır. Bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971'de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Grubu olan CGIAR'ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) "modern tarım ürünü" kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD'de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO'lu "Gen Devrimi"nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular. CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı'nı ve Dünya Bankası'nı da işin içine dâhil etti.
"Rockefeller Hitler'in de finansörüydü"
Üstün ırk yaratma projesi tanı olarak nasıl bir şey?
Rockefeller Vakfının ve zengin finans kurumlarının 1920'lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Naziler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hitler'in öjenik çalışmaları da bugün Svalbard'a milyonlarca dolar akıtan Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti. Rockefeller Vakfı, Third Re-Ich's Kaiser VViIhelm Instilutcs'nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyordu. 2. Dünya Savasında ABD resmi olarak savaşa Hitler Almanya'sının karsısında olarak girerken, Rockefeller Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftvvaffe ve VVehrmacht birliklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili ABD Senato araştırması da yapıldı.
Rockefeller Vakfı insanı "gen dizilimlerine" indirgemeye çalışan sözde moleküle! biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan («elliklerini istenen şekilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hitler'in Öjenikçi bilim adamları 2. Dünya Savasından sonra sessi/ce ABD'ye götürülmüş ve Çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusun da ilk adımları atmışlardır.
Gıdalar ile negatif ojenik
Amaç tarım yani gıdalar üzerinden üstün ırk yaratmak mı?
Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920'den beri biricik amacı "negatif öjenik"tir. "Negatif ojenik" istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir.
Aile Planlaması Enternasyonalin kurucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger, 1939'da Harlem'de "Negro (Zenci) Projesi" adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı mektupta açıkça dile getiriyordu:
"Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz".
--------------------------------------------------------------------------------
BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR 5
Değerli okur,
Sizleri hayrette bırakacak ve düşündürecek bir bilgiyi , bir KISIRLAŞTIRMA PROJESİNİ aşağida sunuyorum.
"KüçüK bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, genetik mühendisliği marifetiyle, yendiğinde erkeği kısırlaştıran bir mısır geliştirdiklerini açıkladı."
Bundan da anlaşiliyor ki , tüm insanlik ,özellikle fakir ülkelerin insanlari ,acimasiz emperyalizmin denekleri haline getirilmiştir !!!
Ve toplumsal yok etme başlamiştir.
Kakalak ve böcek toplumlar !!! dünyadan silinmelidir ....
Bu toplumsal yok etmenin silahi ise GIDA olacaktir !!!
Toplumlari kisirlaşmakta kullanilmaya başlanmiş olan mısır , yüzlerce gida maddesinde nişasta olarak katki amaçli kullanilmaktadir.Özetle MISIRin gida sektöründe kullanim sahasi çok geniştir.
20 yıllık kısırlaştırma projesi
Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, genetik mühendisliği marifetiyle, yendiğinde erkeği kısırlaştıran bir mısır geliştirdiklerini açıkladı.
Epicyte, Svalbard'ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok ilginçtir ki Epicyte, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücülü mısırı ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti.
Toplumun üremesini engelleyecek olan işlem önce erkeği kısırlaştirmak amaciyla spermi öldüren bir katkiyla mısır vasitasiyla kullanima verildi.
Erkeklerin spermleri , döllenme sağlayamayacak duruma getirilmeye başlandi.
Böylece "Negatif ojenik" projesi yürütülmeye başlandi.
Kara baronlar bununla da yetinmediler .
Bir başka uygulamalari da şöyle oldu ;
1990'larda BM Dünya Sağlık örgütü, Nikaragua, Meksika ve Filipinler'de 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı.
Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı.
Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi. Test sonuçları ile, Dünya Sağlık örgütü'nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı.
Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu.
Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık örgütü (WHO) için tetanoz taşıyıcın bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972'de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı.
Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum Deposu'nun ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!
MODERN ÇAĞIN TÜM GERİ KALMİŞ TOPLUMLARI DİĞER DEYİŞLE, ZENCİLERİ KISIRLAŞTIRILMALI VE HATTA HASTA EDİLEREK YAŞAM SÜRELERİ KISALTILMALI VE BÖYLECE ORTADAN KALDIRILMALI İDİ !!!
Bu durumda okullarımızda yapilagelmekte olan ve uzun senelerdir devam eden aşilarin niteliği hakkında düşünmemiz de gerekmez mi ?
Hibrid tohumlarla tekel tuzağı
Rockefeller'in gelişmekte olan ülkelerde yürüttüğü Yeşil Devrim çalışmalarına bu açıdan bakınca korkunç görünüyor…
Rockefeller Vakfı 1946'da sadece adı yeşil olan "Yeşil Devrim"i başlattı. Neydi Yeşil Devrim? 60'larda Rockefeller'in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu.
Yıllar sonra.
Yeşil Devrim'in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tarım geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde yaptıkları gibi.
Nasıl tekelleştiler?
Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid tohumların üretilmesine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid tohum patentlerinin DuPont / Pioneer Hi-Bred'in ve Monsanto'nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO'lu tohum darbesi için yolu açtı. Hibrid tohumlar ve bu tohumların ihtiyaç duyduğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro-kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rockefeller kontrolündeki büyük petrol şirketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaçlan da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu.
Yeşil devrim aslında bir "kimyasal darbeydi". Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini finanse etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankasından kredi notu alarak ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.
Sonuç?
Bankalara ve tefecilere borçlanan çiftçiler genellikle topraklarını kaybettiler, iş aramak için şehirlere göç ettiler; fabrikaların ucuz işçi açığı da kapanmış oldu.
Patentli biyolojik silah Peki ya bugün?
Bugün de Gates ve Rockefeller Afrika'da Yeşil Devrim adı altında bir projeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yine GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.
Büyük bir tekelleşme tehdidiyle karşı karşıyayız...
Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak. Washington'dan gelen emirler doğrultusunda Washington'un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum ver meme olasılığı da var. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdalara çevrilebilirler. (Yeni Aktüel)
Katil Bush "Irak'ta yeşerdiğinde bütün bölgeye yayılacak demokrasi tohumlarını ekmek için bulunuyoruz" derken mecazi bir ifade kullanmıyordu. Nasıl mı?
Gıda Fiyatlarındaki Yükselmeyle Başlayan Ayaklanmaların Görmezden Gelinen Nedeni: Gdo'lar!
Gıda fiyatlarının artması ve dünyanın bazı bölgelerinin açlık tehdidiyle karşı karşıya kalması bir süredir hararetli tartışmalara neden oluyor. Durumun nedenleri arasında küresel ısınma kaynaklı kuraklık ve beslenme yerine biyoyakıt üretimi için ekim yapılması üzerinde durulurken, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın (GDO) bu süreçteki etkinliğinden fazla bahsedilmiyor. Oysa "dünyada açlığı sona erdirme" iddiasıyla yola çıkan dev şirketlerin genetik mühendislik ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri araştırılmaya devam ederken, tarımdaki sonuçları son günlerde yaşanan ayaklanmalarla kendini göstermeye başladı bile.
Irak'ı bombalamaya başladıktan üç ay sonra, Mayıs 2003'te Başkan Bush GDO'ların stratejik bir konu olarak ABD'nin savaş sonrası dış politikasının önceliği olduğunu vurgularken belki de nadir doğrularından birini söylüyordu.
1970'lerin sonunda başlayan bitkilerin genetik olarak değiştirilmesiyle ilgili çalışmalar 80'lerde düzenleyici hiçbir yasa olmadan hızlandı. Ana aktörse Başkan Yardımcısı "Baba Bush"tu; 1988'de başkan olduğunda da, ABD'de GDO üreten şirketlere serbestlik tanıdı. Pandora'nın kutusu açılırken, bilim adamları uyarıyordu. Bunlara kulak tıkayan Başkan Bush 1992'de noktayı koydu: "Genetiği değiştirilmiş (GD) mısır, soya fasulyesi, pirinç ya da pamuk gibi bitki ve yiyecekler 'büyük ölçüde' doğal olanlara denktir!"
Süt sağlıktır! Yoksa değil midir?
ABD yönetimiyle sıkı bağlantıları olan Monsanto şirketinin piyasaya giren ilk patentli GDO ürünü "rBGH" yani büyüme hormonu içeren süt oldu. Monsanto'nun iddiasına göre rBGH enjekte edilen inekler yüzde 30 daha fazla süt üretecekti. Geçimini bundan kazanan çiftçiler için azımsanmayacak miktardı bu. Üstelik Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bu sütün sağlıklı olduğunu açıklamıştı. Fakat çiftçi ve tüketicilerin bilmediği, bu hormonun inekte IGF-1 adı verilen başka bir hormonu da arttığıydı.
Bilim adamları hayvanlarda insülin benzeri bu büyüme faktörünün artmasının kansere yol açabileceği söylüyordu. Zamanla ineklerin sağlığı bozulmaya başladı. Yürümekte bile zorlanan bu hayvanları iyileştirmek içinse daha fazla antibiyotik verildi. 1990'ların sonunda antibiyotik kullanıcılarının yüzde 70'i artık hayvanlardı! Ve tabii et ve süt tüketen insanlar da antibiyotiğe dirençliydi artık 1991'de FDA'da GDO'larla ilgili politikaları belirlemek üzere yeni bir birim kuruldu.
Naci KAPTAN - MedyaraziGazi Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki;
Hayattaki yegane üstünlüğüm Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.
|
|
|
Gürcistan krizi, dünyada olayları hızlandırdı. Rus istihbaratından bir yetkili, “Amerikalı askeri yetkililer, Gürcü birliklerinin Güney Osetya’ya düzenleyeceği askeri operasyonun tarihini ve başlama saatini biliyordu” dedi. |
GDO’lu ürün yiyenler ne oluyormuş?
GDO’lu ürünlerle ilgili yönetmelik ve ardından çıkarılan Biyogüvenlik Yasası’nın esas olarak, bu ürünleri yasaklamadığını aksine serbest bıraktığını belirtmiştik. Fakat GDO diye başlayınca kimse meseleye ilgi göstermiyor. Konunun basında yer alması için Bolivya lideri Morales’in yaptığı gibi “Hormonlu tavuk yiyen erkekler eşcinsel oluyor” gibi tespitleri öne çıkarmak gerekiyor. Nitekim hiçbir gazete bu haberi görmezlikten gelemedi.
* * *
130 ülkeden binlerce insan, alternatif iklim zirvesi için Bolivya’da toplandı. Zirvenin açılışını yapan Boliyva lideri Evo Morales, “Ya toprak anaya sahip çıkacağız, ya da kapitalizm ölecek” dedi ve yiyeceklerin doğal olmamasını eleştirirken “Tavuklara gelince, tavukları kadın hormonuyla dolduruyorlar. Bu nedenle tavuk yiyen erkekler sorunlar yaşıyorlar. Ayrıca saçları dökülüyor ve kel kalıyorlar” diye konuştu.
Odatv.com, “Medya bunu niye görmedi? başlığı altında, iklim zirvesini sadece Birgün Gazetesi’nden Adnan Bostancıoğlu’nun incelediğini yazdı.
Yazıda şu bilgiler veriliyor:
Morales, sanayileşmiş ülkelerin er veya geç bir uluslararası iklim mahkemesinin kurulmasını kabul edeceklerini söyledi.
Morales, Uluslararası İklim Mahkemesi kuruluncaya kadar, Uluslararası Adalet Divanı’nın iklime karşı işlenen suçları yargılamasını önerdi.
Cochabamba Konferansı’nda gazetecilere açıklamalarda bulunan Morales, kapitalizmin yarattığı tahribata karşı toprağı korumanın önemine değindi.
Morales, “Toprak Ana’nın haklarını korurken, insan haklarını da korumuş olursunuz” dedi.
İnsanoğlunun Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ne kavuşmak için 2 bin yıl beklediğini ve nihayet 1948’de BM’nin bu beyannameyi onayladığını hatırlatan Morales, aynı mücadelenin bir “Toprak Ana” beyannamesinin kabulü için de verilmesi gerektiğinin altını çizdi.
* * *
Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şube Başkanı Bilge Ölmez ise Rusya’da yapılan ve sonuçları raporlar ile kayıt altına alınan deneye göre farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettiklerini bildirdi.
GDO’lu mısır yedirilen farelerin
biyolojik olarak bir değişim yaşamadıklarını ancak yavrularının cinsel isteksizlik ve ürememe sorunu ile karşılaştığını belirten Ölmez, “GDO’lu mısır ile beslenen ve kontrol altında takip edilen farelerde 3 nesil sonra sindirim sistemlerinde
bozulma, bağışıklık sistemlerinde
çökme, kan yapılarında bozulma, tüm iç organlarında küçülme belirlenmiştir. Doğan yavruların normal ağırlıklarından daha az olduğu, doğumdan sonraki ölümlerde çok ciddi artış olduğu ve üreme yeteneklerinin durduğu tespit edildi” diye konuştu.
Türkiye’nin 1998 yılından itibaren ciddi bir GDO tehdidi altında olduğunu söyleyen ve geçen aylarda TBMM’den geçen Biyogüvenlik Yasası’nın eksik ve hatalı bazı maddelerinin olduğunu belirten Ölmez, bu maddelerin bir an evvel gözden geçirilerek düzeltilmesi gerektiğini kaydetti.
* * *
GDO’lu ürünlerin nasıl bir tehdit olduğunu anlatmak için biz ne desek? Halka genetik yapısı değiştirilmiş ürün yediren kodamanların GDOşluğunu mu gündeme getirsek yoksa GDO’lu ürün yiyenlerin ne olduğunu mu?
Diğer taraftan, son zamanlarda Türkiye’de çok garip cinsel suçlar işleniyor. Burada yazmaya elim varmıyor. Ne oldu bu insanlarımıza? Genetik yapılarında bir bozulma mı var?
Arslan Bulut
DO açılımı ile Anadolu'da ne Türk kalır ne Kürt!
Hani Tayyip Erdoğan, Anadolu Kartalı tatbikatından İsrail’in çıkarılmasıyla ilgili olarak, “Ben halkımın taleplerini bir kenara koyamam” diyordu ya; herhalde aynı sebepten olsa gerek, AKP iktidarı genetik yapısı değiştirilmiş gıda ve yemlerin ithalatı ile ilgili bir yönetmelik çıkardı.
Yönetmelik bir hile ve aldatma cümlesi ile başlıyor!
Deniliyor ki, “Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olan GDO’lu gıda ve yemlerin işleme ve tüketim amacıyla ithali, piyasaya sürülmesi, tescili, ihracatı ve transit geçişleri yasaktır. Gümrük idarelerince bu Yönetmelik kapsamındaki ürünler için GDO’ya ilişkin ek bir belge aranmaz.”
Yani “Bu yönetmeliğe uygun olmak kaydıyla serbesttir” diyor. Üstelik ek bir belge de aranmayacağını öngörüyor!
Hemen ardından şöyle deniliyor:
“İthal edilen, üretilen veya dağıtımı yapılan GDO’lu gıda veya yemin, çevre, insan veya hayvan sağlığı açısından olumsuzluğu tespit edildiğinde, gıda veya yem işletmecisi sağlığı ve çevreyi korumak amacıyla gerekli tedbirleri almak, Bakanlığı, diğer ilgili mercileri ve tüketicileri acilen bilgilendirmek ve söz konusu gıda veya yemi, piyasadan geri çekmek zorundadır.”
Demek, bütün inisiyatif bu işin ticaretini yapanlara veriliyor.
Yönetmelik “GDO’lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasaktır.
İnsan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulması yasaktır” diyerek, bu ürünlerin aslında ne kadar zararlı olduğunu tescil ediyor ama, kontrolü ithalatçıya veriyor!
Bir garip hüküm daha var:
“GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz.”
Allah Allah. Neden bulunmayacakmış? GDO’lu ürün, normal ürünlere karışsın, millet haberi olmadan alsın yesin diye, öyle mi? Yönetmelik bunun için mi çıkarıldı?
* * *
İnsan sağlığına zararlı bu ürünleri tamamen yasaklamak gerekirken Tayyip Erdoğan hükümetinin uğraştığı işe bakın?
Yönetmeliğin bir yerinde “Türkiye flora ve faunası için potansiyel bir tehlike oluşturmasını engellemek üzere GDO’nun Türkiye’de yakın akraba ve yabanileri olan türlere ait olmadığını gösterir bilgi ve belgeler istenebilir” diye bir hüküm de var.
Yani hükümet, GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye sokulmasının, ülkenin flora ve faunasını yok edeceğini bile bile bunlara izin veriyor!
Yönetmeliğin tamamı, aslında bir soykırım şebekesi olan GDO’lu ürünler üreten firmalara nasıl izin verileceğini düzenliyor.
* * *
Peki bu GDO’lu ürünleri halk mı istedi?
Şimdi Erdoğan, “Halkım, yüzde 47 oy oranı ile bana yetki verdi. Ben halkımın taleplerini bir kenara koyamam” dese haklıdır!
Fakat Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer,
“Sayın Başbakan ya üç çocuk yapın demekten vazgeçmeli ya da GDO’dan. GDO ile doğal yapının bozulması, bitkiler ve insanların kısırlaştırılması anlamına gelir. Başbakan son 50 yılın kısırlık haritasını incelemeli. Üç çocuk yapın demekle üç çocuk yapılmaz. Erkeklerde çocuk yapacak sperm yok. Domuz aşısıyla bu daha da azalacak. GDO’lu ürünlerin hukuk zeminine alınmasıyla Türkiye 2030’ları bile göremez” diyor.
Demek ki halkımız böyle istedi!
Hükümet, Siyonistlerin ilâç şirketlerine Anadolu’da tek bir Türk veya Kürt bırakmamanın yolunu açmış, biz hâlâ Türk-Kürt tartışmaları ile oyalanıyoruz!
Varlığın tehlikede ey millet, varlığın!
GDO ile işgal nedir?
MHP İzmir Milletvekili Şenol Bal ve 20 milletvekili, genetiği değiştiriliş organizmaların Türkiye’ye girişi, üretimi, tüketimi, dünyadaki uygulamaları ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istedi.
Önergede, GDO’lara ilişkin alınan her patentten üçünün Dow Chemical, Du Pont, Syngenta, Aventis ve Monsanta adlı firmalara ait olduğu belirtilerek “Genetik tarımın ABD merkezli küresel devlerin tekelinde olduğu bilinen gerçektir” denildi.
* * *
2004 yılında AKP Hükûmeti, “Biyogüvenlik Yasa Taslağı” hazırladı. Ancak taslak, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’ndan hiçbir görüş alınmadan ve küresel şirketlerin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştı. Bu sebeple, TMMOB, “GDO’ya hayır platformu” kurmuştu.
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “Tarım Bakanlığı, Türkiye’ye GDO girişinin yasaklanacağı sözünü vermiş, ancak çokuluslu şirketlerle ’etkin işbirliği’ içinde hazırlanmış yasa taslağı daha olumsuz düzenlemeleri gündeme getirmiş, yasaklama yerine, GDO’lu tohumların ekimi de dahil olmak üzere, adeta serbestleştirmenin hukuki zemini hazırlanmıştır. Taslağın hazırlandığı toplantılara, Ziraat Mühendisleri Odası çağrılmamakta, buna karşılık çeşitli firmaların temsilcileri baş köşede ağırlanmaktadır” demişti.
* * *
Ziraat Mühendisleri Odası açıklamasında şu tespitler yapılmıştı:
* “Kaçak GDO’lu tohumlar ülkede ekim alanı bulmakta, tarımda bağımlılık sarmalı giderek derinleşmekte, Türkiye’den birkaç çokuluslu şirkete kaynak transferinin sürekliliği sağlanmakta ve zengin biyoçeşitliliğimiz geri dönüşsüz bir şekilde ortadan kaldırılmaktadır.
* İnsan ve hayvan sağlığı, çokuluslu şirketlerin finans kapitallerini çoğaltmak uğruna, riske edilemez.
* Avrupa ülkeleri, topraklarında GDO ekimine izin vermemektedir. Son altı yıldır Avrupa’da GDO’ların üretimi ve tüketimi yasaklanmıştır.
* Bugün GDO’lu ürünlerin ülkemizde üretimi yasak olmakla birlikte ithalatını denetleyen bir merci bulunmamakta, ithal edilmek istenen ürüne ilişkin GDO tespiti istenmemektedir.
* ‘Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’, Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların dışalımı, piyasaya sürülmesi, kapalı kullanımı ve transitini izne tabi tutmakta, izin kararını ise kurulacak olan Biyogüvenlik Kurumu’na devretmektedir!
* Oysa Türkiye’nin, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara ihtiyacı yoktur.
* Sürece karşı çıkmak ve GDO’ya hayır demek, bu ülkede yaşayan herkesin görevidir.”
* * *
O sırada Yeni Aktüel’de konuyla ilgili bir inceleme yapan Nevra Yaraç Laçinok, “Ekmekten Kozmetiğe 1600 üründe GDO alarmı!” başlıklı yazısında Henry Kissinger’ın “Petrolün kontrolüyle bütün bölge ve kıtaları, gıdanın kontrolüyle de bütün insanları kontrol edebilirsiniz” sözlerini hatırlatmış ve Gökhan Günaydın’ın “GDO meselesinde çokuluslu şirketler, tohumların genetiğiyle oynayarak hayatı patentlemeye çalışıyor ve ilaç şirketleriyle de evlilikler yaparak çevre ülkelerin tüm köylü ve üreticilerini, merkez ülkelerin çokuluslu şirketlerine bağlama çabalarını görürüz” sözlerine yer vermişti.
Aynı incelemeye göre Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar da, 2004’te İsviçre ve Türkiye’de laboratuvar incelemesi yaptırdıklarını ve ülkemize giren mısır ve soyada GDO tespit edildiğini söylemişti. Mısır ve soya ise başta bebek maması olmak üzere 1600 üründe kullanılıyordu.
* * *
Daha sonra 2008 yılında Tarım Bakanı Mehdi Eker, Biyogüvenlik Yasası’nın çıkarılacağını söylemiş ama yine çıkarılamamıştır. Çünkü tasarıyı Amerikan şirketlerinin hazırladığını kamuoyundan saklayamamışlardı! Bu arada genetik yapısı ile oynanmış ürünler Türkiye’yi adeta işgal etti!
Meclis’in konuya ilgi göstermesi için 2009 yılına kadar beklememiz gerekti. Şenol Bal ve arkadaşlarına teşekkürler.
Arslan Bulut yeniçağ
Tohumuna para mı verdik?
Hani halk arasında kavga öncesi söylenen “tohumuna para mı verdik?” sözü vardır ya, sahiden geçmişte çiftçi tohum için para vermezdi. Şayet kendisinde tohumluk yoksa, komşusundan alır, ertesi seneye de bunu yine tohumluk olarak iade ederdi.
Fakat şimdi İsrail’den aldığımız kısırlaştırılmış domates tohumu, kilo olarak hesapladığınızda altından pahalı! Üstelik İsrail, tohumların bir kısmını Türkiye’de kiraladığı arazilerde çiftlik kurarak üretiyor!
* * *
Canan Uysal’ın bize naklettiği habere göre İzmir’de Gözlem Gazetesi’nden Serkan Aksüyek, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı ve Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’ın konuyla ilgili görüşlerini aldı. Sındır’a göre Türk çiftçisine tohumda kurulan tuzak sadece Tohumculuk Kanunu ile sınırlı değil. 3 binden fazla ’endemik/ kendine has’bitki türünü barındıran Anadolu toprakları 2004 yılında çıkarılan ‘Islahçı Hakları Kanunu’ ile birlikte, devlet eliyle, uluslararası tohumculuk şirketlerinin pazarı oluyor.
Kilerine tohumluk ayıran çiftçi Hasan Ağa, 2011’den itibaren bunu pazarda satamayacak.
Aksi halde başı uluslararası tohumculuk şirketleriyle belaya girecek.
Türkiye’nin tohumculukta adeta teslim alınmasını amaçlayan süreç 8.1.2004 tarihinde yasalaşan 5042 sayılı Islahçı Haklarının Korunması Kanunu ile başladı.
31.10.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 5553 sayılı
‘Tohumculuk Kanunu’nun 5. maddesinde:
‘Bakanlık tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine izin verilir’ deniyor.
Aynı yasanın 7. maddesinde ise:
‘Yurtiçinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir’ hükmü ile kayıt altına alınmamış, ama çiftçinin yüzlerce yıldır ürettiği ve ticaretini yaptığı tohumların ticaretine kesin bir engel konuyor.
Yani, elinde fazla tohumu olan çiftçi Hasan Ağa bu tohumunu komşusuna veya pazarda ihtiyacı olan diğer çiftçilere satamayacak.
Satarsa 10 bin YTL para cezasına çarptırılacak, fiilin tekrarı halinde beş yıl süreyle faaliyetten men edilecek, tohumluklara bakanlık tarafından el konulacak.
Atadan, dededen, babadan kalma yöntemlerle üretilen tohum, kayıt altına alınmamışsa ticareti yapılamayacağı gibi, tohumluk olarak kullanımına da izin verilmeyecek.
Çiftçinin bu ihtiyacını, üreten birisinden satın alması gerekecek.
İşte bütün mesele o ’birisi’nin kim olacağı noktasında düğümleniyor.
* * *
8.1.2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5042 sayılı ’Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahatçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun’ işte tam bu aşamada devreye giriyor. Türkiye’de tohum ıslahı yapan şirketlerin yaklaşık yüzde 90’ı uluslararası şirketler.
Dünya tohumculuğunu 6 büyük tekel elinde bulunduruyor.
Bunlar Novartis, Monsanto, Cargill, Dupont, ADN ve Bayer.
Bu firmaların Türkiye’deki tohumculuk firmalarıyla hisse bazında ya da bayilik yoluyla kurdukları ortaklıkları bulunuyor.
5042 sayılı yasaya göre bu firmalar Türk çiftçisinin tohumlarını alıp, patent ve fikri mülkiyet haklarına sahip olacaklar. Şirketlerin hakları ise yine bu yasayla güvence altına alınmış olacak.
Yani, önce Tohumculuk Kanunu ile çiftçiye ‘Arkadaş sen bu tohumluğunu kullanamazsın’ denilecek, sonra da o tohumları tescil ettiren şirketlere ‘devlet eliyle’ pazar yaratılacak!
İşte Türkiye böyle yönetiliyor dostlar!
Arslan Bulut Yeniçağ
Duyurular